Mısır’ın Hadsizliğini Nasıl Yorumlamak Lazım?

Malumunuz 29 Temmuz’da Güney Kıbrıs Rum Kesimi'nde görev yapan büyükelçiler, Limasol’da düzenlenen 'Yurt dışında yaşayan Kıbrıslılar' konferansında bir araya geldi. Mısır, İsrail, ABD, Yunanistan ve İngiltere Büyükelçilerinin katıldığı toplantının ana gündemi Türkiye oldu.

Kıbrıs’ta Rum Kesimi’nin Doğu Akdeniz’de tek taraflı doğal gaz çıkarma ve satma girişimine Türkiye’nin mani olması toplantıya katılan ülkeleri çıldırtmış olacak ki, diplomatik teamül ve dil konusundaki hassasiyetler bir kenara bırakılarak “atarlanma” odaklı haddi aşan tepkilere neden oldu.

Mısır'ın Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Büyükelçisi Mai Taha Muhammed Türkiye'nin Akdeniz'deki doğalgaz adımlarını kınadıklarını söyleyerek söze başladı. Akabinde "oyun kurucu" ülke edalarıyla  “umarız bölgede askeri güç kullanacak noktaya gelmeyiz. Bu durumda Güney Kıbrıs´a her türlü yardımda bulunacağız" diyerek hadsizlikte zirve yaptı.

Bilhassa Mısır ve İsrail elçileri Ankara’ya karşı ‘askeri seçeneği’ ağızlarına alacak kadar ileri gittiler… Hadi şımarıklığı ve hadsizliği ile maruf İsrail’i anladık, az çok gücüyle münasip atar yapıyor. Peki, bu moda giren Mısır’a ne oluyor?

Mısır’ın bu çıkışını “Türkiye’ye askeri güç kullanacak hali yok; İsrail ve ABD’nin iteklemesiyle saçmalamış diplomasi bilmez bir cahilin ağzından çıkmış bir söz..." şeklinde niteleyip de "hafif" yorumlara kaçmamak lazım…

Şurası açık ki, Mısır'ın üzerinden Türkiye'ye “Doğu Akdeniz’de ki o doğal kaynakları biz yiyeceğiz ve sana pay vermeyeceğiz. Akıllı ol, yoksa sana grup girişiriz." mesajı veriliyor.

Bu tür durumlarda sözü söyleyen kadar söyletenin kim olduğuna ve söylenen şartların kendisine bakmak kaçınılmazdır. Reel politik gelişmelerle bunların geçmişten gelen devamlılık bağlarına doğru atıflar yapmak, meseleleri derinlemesine ve komplike açılardan ele alarak yorumlamak lazım. Günü birlik düşünmek yerine her türlü senaryoyu "devlet aklı" çıkınında hazır etmek evladır. 

Gelelim Mısır'ın hadsizliğinin nedenlerine:

Mısır, ABD’nin başını çektiği Batı bloğu tarafından epeyi zamandır silahlandırılmaktadır. Gerçi Körfez ülkeleri de silahlandırılıyor lakin Mısır’ın durumu farklı; Körfez ülkeleri silah pazarının en yağlı müşterileriyken Mısır çoğunlukla “hibe” ve "kredi" yoluyla silahlandırılıyor.

ABD bundan yaklaşık bir ay önce, Mısır'a 200 milyon dolarlık askeri yardımı yapmıştı. Bunun dışında Fransa’nın Rusya’ya satamadığı Mistral gemileri de Mısır'a verildi. Üstüne üstlük, gemi özel olarak Rusya için tasarlandığından, Mısır mecburen Rusya’dan Ka-52K Katran helikopterlerini satın aldı.

Tüm bunlara ek olarak son dönemde Fransız/İtalyan ortak üretimi çok maçlı Fremm destroyer/ firkateynlerini, yine Fransız malı 5,2 milyar dolar bedelle 24 adet Dassault Rafale avcı uçağı savaş uçakları satın aldılar.

Buraya kadar yazdıklarımız bilinenler...

Anlayacağınız ABD ve müttefikleri, Ortadoğu ve Doğu Akdeniz üzerindeki hedeflemeleri ve projeleri istikametinde bazı ülkeler arasında yeni askeri ve siyasi ittifaklar kuruyor.

Bu bağlamda, üzerinden “vekâlet savaşları” yürütecek “yeni” operatif ülkeler kapsamına alınan ve donatılan Mısır’a da Doğu Akdeniz üzerinde yeni misyonlar yükleniyor. 

İşte, hadsiz çıkışlarıyla mevzi tahkim etmeye çalışan Mısır, bu tarzı ile aldığı hibe ve kredilerin diyetini ödüyor!

Mısır gibi ülkelerin iplerini elinde tutan Batı Bloğu, doğalgazda Doğu’daki Rusya ve İran’a olan bağımlılıkları azaltmak uğruna ve Doğu Akdeniz enerji kaynaklarında diledikleri gibi tasarrufta bulunmak adına Kıbrıs adasının hükümranlığını Rumlara vermek için her şeyi yapıyorlar.

Kıbrıs adasında Rumlar hükümrân olursa yahut KKTC ile GKRY birleştirilirse, Rumlar "bir ada eğer bir devletin parçası ise kendi başına 'Münhasır Ekonomik Bölge' ilan edebilir" ilkesi gereğince "Münhasır Ekonomik Bölge" ilan edebilecek ve Türkiye'nin hukuki itirazlarını ortadan kaldırabilecek! 

Bölgede ki asıl "oyun Kurucu" ABD'ye gelince... Amerika’nın bu coğrafyadaki ana oyun planı, coğrafyanın aktörleri arasındaki denge ve ihtilâfları lehine kullanarak; çatıştır-barıştır, dövüştür-kucaklaştır, uzaklaştır-uzlaştır ve sonuçta olayın tümüne şekil vermektir.

Mısır’ın Türkiye'ye karşı sergilediği bu hadsiz çıkışı gibi durumlar aslında bir çeşit “yoklamadır” ve bu durum süreklilik arz edecektir.

Sanılmasın ki bu tür planları kuranlar, uygulayanlar, masa başında etkilerini analiz edenler sadece ve yalnızca devlet erkini elinde tutanların kendisine, tutumlarına, devletin gözle görülür güç unsurlarının detaylarına yoğunlaşıyorlar…

Bu oyun kurucular daha fazlaca ve daha önem arz eden bir şekilde; ülkemizin toplumsal kırılma noktalarına, toplumun duyarlılık derecesine, kenetlenmişliğine ve ayrıştığı alanlara kısacası bütünüyle yumuşak karınlarımızın her kısmına bakmakta, odaklanmakta ve onlara dair de çalışmalar yürütmektedirler. Bu doğrultuda rezerv alanlar oluşturmaktadırlar.

Bu durum ve şartlar içerisinde, toplumsal satıhta biz sıradan vatandaşlara da önemli bir görev düşmektedir. Böylesine meselelerde kin, nefret, çıkarlarımız, siyasi konumlanmalarımız ve sâir her birini aşarak, millî bir şuur ve ona müzahir tepkilerle olaylara yaklaşmamız gerekmektedir.

 

 

0
0
0
s2smodern