Doğu Türkistan Niçin Siyasi iktidarın Kapsama Alanı Dışında?

1 ) 1997 Şubatında Doğu Türkistanlılar Çin sömürge yönetiminin zulmüne karşı ayaklanınca, Çin bu protestoları kanlı bir şekilde bastırmıştı. O dönem Türkiye’de Çin’e karşı tepkiler ve nümayişler yükselmişti. Üstüne üstlük Türkiye’de sürgünde Doğu Türkistan hükümeti kurulacağı gündeme gelmişti. Çin bu durumdan rahatsız olmuş, Ankara’yı sert bir şekilde uyarmıştı. Bunun üzerine Başbakan Mesut Yılmaz mülki-idari amirliklere ve emniyet ile MİT’e bir genelge yollamıştı. 1998 yılında 1998/36 numaralı ‘gizli’ kaydıyla yayınlanan genelgeyi Gazeteci Servet Kabaklı deşifre etmişti. Genelgede geçen çarpıcı bölümler ise şunlardı:

 BM Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesinden biri olan ve 1 milyar nüfusu ve rekor düzeydeki kalkınma hızıyla Türkiye için büyük bir potansiyel pazar teşkil eden ÇHC (Çin Halk Cumhuriyeti) ile siyasî ve ekonomik ilişkilerimiz son yıllarda hızlı bir gelişme göstermektedir.

Sincan-Uygur Özerk Bölgesi’nden göç ederek Türkiye’ye yerleşen soydaşlarımızın faaliyetleri, Türkiye ile ÇHC siyasi ilişkilerinde hassas bir noktayı oluşturmaktadır.

Doğu Türkistan vakıf ve derneklerinin faaliyetlerinin yasal sınırlar içinde kalması, anılan vakıf ve derneklerce düzenlenecek toplantılara bakanlarımız dâhil kamu görevlilerimizin katılmamaları ve kutlama mesajları göndermemeleri, bu toplantılarda Doğu Türkistan bayrağı ve ÇHC’ni rencide eden pankartlar kullanılmaması, Çin misyonları önünde Çin bayrağının yakılmasının ve Çin’i rencide edici pankartların kullanılmasının engellenmesi önem arz etmektedir…

2 ) İşte, 2003 yılında Ak Parti hükümetleri ile Çin Hükümeti arasında da kapalı kapılar ardında mutabakata varıldığı, tıpkı ANAP döneminde olduğu gibi, benzer içerikli, “Terörle Mücadele Anlaşması” başlığı altında 8 maddelik gizli bir genelgenin varlığı iddia ediliyor.

Ak Parti hükümetlerinin ne zaman Doğru Türkistan konusu gündeme gelse, sergiledikleri "politik duruş" ve verdikleri “resmî” beyanlar bu iddiaları destekler doğrultudadır!

Geçtiğimiz günlerde bir internet TV’sinde Başbakan Yıldırım’ın çok önemli argümanmış gibi ileri sürdüğü, "Doğu Türkistan işgal atında değilmiş ve Uygur Türkleri Çin’in egemenliği ve toprak bütünlüğünü tehdit ediyorlarmış" yönündeki itham ve iddiaları da yeni değildir.

Başbakan Yıldırım’ın beyanı, Sayın Erdoğan’ın 2003’te Pekin’de dillendirdiği “Çin'in toprak bütünlüğü konusunda tereddüdümüz yok. Bilakis saygımız var. “Tek Çin” anlayışını destekliyoruz. Terörün dini, milleti, etnik kökeni olmaz. Terörizme karşı ortak mücadele etmeliyiz" beyanı istikametinde verilmiş bir beyandır.

Anlayacağınız, Ak Parti Hükümetleri iktidara geldiği ilk yıllardan beri Doğu Türkistan söz konusu olduğunda aynı politik duruşu sergilemektedir.

3 ) Yıllardır “ümmet” hassasiyeti ve kuşatıcılığıyla, mağdur ve mazlum Müslümanların koruyucusu ve savunucusu görüntüsünü öne çıkaran siyasi iktidarın, konu mağdur ve mazlum "Turan illeri" Müslümanları olunca aynı hassasiyeti ve ilgiyi göstermediği bir vakıadır.

Söz konusu mağduriyet alanı, Çin yönetiminin her türlü kıyım ve baskısına maruz kalan Doğu Türkistan olunca; ister “dengeler adına” deyin isterse başka gerekçelerle, “zorunlu” bir sessizliğe bürünmek “riyakârlıktan” başka bir şey değildir!    

Bunca yıldır sanki ümmetin “tek” mağduriyet ve mazlumiyet alanı Ortadoğu ve Filistin'miş gibi, "sadece" bu bölgenin mazlumlarını ve davalarını sahiplenen, anti-emperyalist duruş ve eylemlerini “sadece” anti-İsrail noktasında sabitleyen siyasal İslamcılara gelince... Bu kesim Doğu Türkistan hususunda “şeddeli” riyakârdır!

Siyasi iktidar, konu Uygur Türklerinin mağduriyeti ve mazlumiyeti hemen “dengeler” adına vaziyet alıp “stratejik perspektif” ilkesini öne çıkarıyor! Lakin Filistin’in mağduriyeti söz konusu olduğunda, en önemli dış politik argümanı "stratejik perspektif” ilkesini İsrail karşısında rahatlıkla feda edilebiliyor!

Ne yani; İsrail işgalci de, Çin işgalci değil mi?

Siyasi iktidar, bugün dünya tarihinde benzeri görülmemiş ve herhangi bir işgal gücünün yanına bile yaklaşamayacağı derecede geniş ve kapsamlı şekilde ‘gözaltı’ coğrafyası haline getirilmiş olan Doğu Türkistan’ın topraklarının 69 yıl önce Çin tarafından işgal edildiğini bilmiyor mu?

Filistinlilerin işgale direnişleri “özgürlük mücadelesi” olarak nitelendiriliyor da, niçin Filistin’den daha zor şartlarda işgale direnen Uygur Türklerinin eylemleri Çin’in egemenliğine yönelik “terörist faaliyet” oluyor?

Kırım, Karabağ, şu anda müthiş politik haksızlıklara uğrayan ve yalnızlığın dibine vuran Kerkük ve nihayetinde Doğu Türkistan gibi Türk dünyası içerisindeki mağduriyet alanları neredeyse yok hükmünde… Türk dünyasındaki Müslümanlar ümmetten sayılmıyor mu?

Hülasa

Çin tarafından işgale uğradığı 1949 yılından beri “sürekli” ve “planlı” zulmün yaşandığı ve dünya ile iplerini koparan istisnai yerlerden biri olan Doğu Türkistan, İslam ümmetinin “imtihanı” olmuştur!

1949’da Çin tarafından işgal edilene kadar gök bayraklarının altında 2000 yıldır bir devlete sahip olan ve yöneten Uygur Türklerinin sorununu “etnisite sorunu”, hak elde etme ve özgürlük mücadelelerini ise terörist eylem olarak niteleyen emperyalistler tezleri “dengeler adına” savunmak zorunda kalan Siyasi iktidar “imtihanı” kaybetmiştir!

Devletler arası diplomasi duygusallık kaldırmaz” ilkesi ile “Ey iman edenler, sizden olmayanları (Yahudi ve Hıristiyanları ve işbirlikçi münafıkları) sırdaş (müttefik) edinmeyin...” ilahi ilkesi arasındaki dengeyi tutturamadığı kesindir!

Bilhassa son 16 senede, hızla dünyevîleşmenin sağladığı maddî avantajların ve devlet içerisinde tahkim ettikleri mevzilerin ellerinden alınması korkusuyla, siyasi iktidarın tüm yanlışlarını “tolere” etmek zorunda kalan siyasal İslamcılar ve cemaatler de, Doğu Türkistan’da “varlık” mücadelesi veren milyonlarca Müslüman Uygur Türk’ünün üzerinden girdikleri “imtihanı” kaybetmiştir!

Umalım da,“Doğu Türkistan’da Müslüman olmak çok zor!” dedirtecek seviyelerde zulme maruz kalan Uygur Türkleri, kendilerine “dengeler adına” duyarsız ve kayıtsız kalan kardeşleri gibi insafsız olmasınlar o yaman “yargı günü”nde..!

 

0
0
0
s2smodern