Menbiç’i Dolaşta Gel!

Türkiye’nin Zeytin Dalı Harekâtı’ndan sonra hedeflediği Menbiç’e girmeliydi… Bugün Menbiç Mutabakatıyla masabaşında yapmak “zorunda” kaldığı işi, yani PYD/YPG temizliğini, Afrin'de olduğu gibi bizzat kendisi yapmalıydı. Akabinde, elde edeceği "kazanımlar" ve "değiştireceği dengelerle" birlikte ABD ile masaya oturmalıydı.

Türkiye Menbiç Harekâtı gerçekleştirecek siyasi, askerî ve diplomatik imkân ve avantajlara sahipti… Öyle ki, Rusya-Türkiye-İran güvenli bölge ateşkes izleme üçlü mutabakatında, Menbiç TSK denetim alanı olarak set edilmişti… Hatta Suriye dahî ABD kapasitesini farklı bölgelerde meşgul edecek askerî hamlelere ve TSK’ne alan açmaya hazırdı...

Bölgede bu çap ve hacimde ittifakın desteğini arkasına alan, Afrin ve İdlib performansıyla göz korkutan bir TSK etkinliği, ABD’yi oldukça zor durumda bırakmıştı!

Her şey bir yana… Afrin örneğinde olduğu gibi, zaten PKK/YPG’nin TSK’yı alt edebilme gibi bir ihtimali yoktu. Olası baskın bir Menbiç Harekâtı’yla da, Afrin Harekâtı sonucunun elde edilmesi mümkündü.

Üstüne üstlük, önce IŞİD sonra YPG zulmü altında çok çekmiş olan Menbiç’te ki yoğun Arap nüfus ve diğer unsurlar, neredeyse yalvara yakara TSK’yı bölgeye davet ediyordu…

Anlayacağınız Türkiye; İran’a kilitlenen ve İran hedeflemesine zeval verecek şeklde risk üretmek istemeyen ABD’ye, bu durum ve şartlar içerisinde, çok rahatlıkla “höst” diyebilirdi!

&

Lakin Türkiye’yi yönetenler Menbiç merkezli olması gerekeni değil, dâhilî ve hâricî politik manevra alanı darlığından ötürü “zorunlu” olarak süreklendiği bir süreç yönetimini tercih etti…

Yani konjonktürel avantajların peşine düşerek ABD ve Atlantik İttifakı'nın yanında durmak zorunda kaldı. Tıpkı 15 Temmuz sonrasında, Afrin harekâtı öncesinde ve  sırasında Rusya ile kurduğu zorunlu konjonktürel yakınlaşma gibi… 

Tüm bu şartlar, TSK’nin Afrin Harekâtı tarzı Menbiç hedeflemeleri siyaset kurumunca frenlendi!

Zaten Sayın Erdoğan ve iktidar networku, bu durum ve şartlar içerisinde, epeyi bir zamandır gerek direkt gerekse "devlet altı" uluslararası örgütlenmeler üzerinden ekonomik-siyasî-hukukî alanlarda tehdit ve şantajlarını arttıran ABD ile uzlaşma yolu arıyordu. Neticede tornistan yaparak, seçim sath-ı mailinde sadece ekonomik destek alabildiği İngiltere’nin vermediği siyasi desteği de, ABD’den almak zorunda kalmıştı!

İşte, Menbiç Mutabakatı bu vetirenin bir çeşit giriş kapısı oldu!

&

Menbiç Mutabakatı’yla alakalı düşüncelerime gelince:

1 ) Her şeyden önce, Türkiye bir kez daha “ABD’nin kendi elleriyle büyütüp beslediği terör örgütlerini bölge ülkelerinin muhatabı haline getirme” tuzağına düşmüştür maalesef...

2 ) Menbiç Mutabakatı’nın başarıya tahvil edilecek bir tarafı yoktur! Bilakis ABD/CENTCOM’un Fırat’ın Doğusu’nda inşâ ettiği statünün Türkiye tarafından kabulünün tescilidir!  

Bu iddiamızın haklı ve bir o kadar da gözlerden kaçırılmaya çalışılan gerekçesi ise, Türkiye ve ABD’nin mutabık kaldığı “Menbiç’teki YPG ve türevlerinin silahını bırakıp Fırat’ın Doğusu’na çekilsin” önerisidir.  

Anlayacağınız siyasi iktidar, bu zor süreçte “müddet” ve “kararlılık” üreteceği yerde, Türkiye’nin bekâ parametrelerini yerle bir edecek mevzide bulunan Fırat’ın Doğusu’ndaki statüye “meşrûiyet” üretmiştir!

Türkiye, CENTCOM’un 12 adet askeri-istihbarî ve lojistik misyonlu üslerin desteğiyle “garnizon devletçik” kurmayı hedeflediği Fırat’ın Doğusu’ndaki statüye “râzı” edilmiştir!

3 ) Menbiç Mutabakatı'nın kadük kalacağından emin olabilirsiniz! ABD ve müttefikleri himayesindeki YPG/PKK, başka isimler ve ittifaklar adı altında bölgede var olmaya devam edecektir. ABD himayesindeki bu terör örgütleri; ne silahlarını bırakacaklardır, ne de bölgeden ellerini ayaklarını çekecektir! 

Tıpkı; 3,5 sene Çözüm Süreci adı altında devlet muamelesi yapılarak muhatap alınan, PKK’nın silahı bırakıp sınır dışına çıkarılması amaçlı başarısız süreç yönetiminde olduğu gibi… Çözüm Süreci nasıl ki PKK'ya güç ve küresel ittifaklar ürettiyse, nasıl ki siyasi uzantısı HDP'ye meşrûiyet ürettiyse, Menbiç Mutabakatı'da YPG ve PYD'ye aynı imkan ve avantajları sunacaktır!

Bu arada, 2012 yılında Çözüm Süreci ile Suriye politikalarını “operatif devlet” stratejisi gereğince eş zamanlı ve eş güdümlü yürütülmesi kesinlikle rastlantı değildi!

Eğer mefhumu muhalifinden Menbiç Mutabakatı’na bakacak olursak, bence bu mutabakat bundan sonra Fırat’ın Doğusu’nda YPG ve türevleri ile mücadele edilmeyeceğinin tescilidir!

Siyasi iktidarın Fırat’ın Doğusu’yla alakalı sarf edeceği “Fırat’ın Doğusu’ndaki statüye izin vermeyeceğiz, gerekirse yok ederiz…” gibi sözlerin Menbiç Mutabakatı’ndan sonra bir kıymeti ve karşılığı kalmamıştır!

Menbiç mutabakatı sonrası YPG/PYD ortada kaldı, sahipsiz kalınca Suriye rejimine yanaşmak zorunda kaldı haberleri tamamen spekülasyondur. Son sözü ABD Savunma Bakanı Jim Mattis söylemiştir: "Suriye gördüğüm en karmaşık savaş alanı... Türkiye, NATO’nun ön cephesidir ama PYD/SDG’yi de bir kenara itmeyeceğiz!"

4 ) Menbiç Mutabakatı’ndan sonra, ABD yeni Ortadoğu planlarında ve müstakbel İran hedeflemesinde Türkiye'yi yanında tutmak ve Türkiye’nin Fırat’ın Doğusu’na razı oluşunu daha da perçinlemek için ikinci hamle daha yapacaktır.

Daha önce ABD Genelkurmay Başkanlığı sözcüsü Korgeneral Kenneth F. McKenzie'nin gündeme getirdiği Fırat'ın Doğusu ile Türkiye sınırı arasında derinliği (10 ya da 20 km. olabilir) henüz belli olmayan bir “Tampon Bölge” yahut “Güvenli Bölge” oluşturma ile alakalı çalışmalara başlanabilir.

Hülasa

ABD ile yürütülen ve bundan sonra devamı gelecek olan bu mutabakat süreçleri, Türkiye’nin Fırat’ın doğusundaki CENTCOM hâkimiyetini tanıması/tescillemesi ve dahî CENTCOM’un bölgedeki gelecek tasavvuruna ortak olması anlamına gelir!

Lakin... Zorunlu da olsa bu son dakika eksen değişikliği, bu coğrafyada varlığı yüzlerce yıldır yadırganan Türkiye’yi, Irak-Suriye-İran’dan sonra “sıradaki ülke” haline getirmekten korumayacaktır!

0
0
0
s2smodern