Çözüm Süreci'nden Daha Öte Bir Şey!

Malumunuz, Öcalan’ın “Demokratik Cumhuriyet” tezi ile uyumlu HDP’nin “Türkiyelileşme” tezi, Çözüm Süreci’yle birlikte yeniden güncellik kazanmış, başta Ak Parti hükümeti olmak üzere Çözüm Süreci’ni yürüten siyasî ve bürokratik çevrelerce her de devâ imiş gibi muamele görmüştü!

Ak Parti liderliği ile Çözüm Süreci’ni yürüten siyasî ve bürokratik kapasite, bu sahte barış sürecinin avantajlarıyla bölgedeki seçmenin HDP’den kopup fevc fevc Ak Parti’ye oy vereceği doğrultusunda hesap-kitap yapmıştı…

Fakat “Türkiyelileşme Projesi” adı altında işletilen süreçlerin Ak Parti’ye yönelik en önemli kontra sonucu, bu süreçte hayli meşrûiyet üreten HDP’nin %5’lerden %13’lere taşınacak bir güce ve itibara ulaşması oldu!

Netice itibariyle, Ak Parti kendi elleriyle “politik bir canavar” meydana getirmiş oldu! Marjinal kalacağı sanılan HDP, hem Ak Parti’yi tek başına iktidar etmekten alıkoyacak potansiyele erişti, hem de seçmen kitlesiyle birlikte her seçim öncesi “ k i l i t ” parti hâline geldi!

İşte bu sebepledir ki, Ak Parti iktidarı bilhassa 16 Nisan referandumundan beri her seçim arefesinde, Doğu ve Güneydoğu oylarından bir kısmını partilerine tahvil edebilmek adına, hem “derinden” hem de “yüzeyden” çeşitli hamlelerde bulunuyorlar…

Hatırlarsınız, 16 Nisan referandumundan bir hafta önce Sayın Erdoğan'ın arkasında konuşlanmış iktidar networkunun has elemanlarından Mehmet Uçum ve Şükrü Karatepe gibi danışmanlar, “özerklik” temalı beyanlarda bulunarak HDP seçmenine seçim rüşveti kabilinden mesajlar uçurmaya başlamışlardı…

Yetmemiş, bölgedeki aşiretlere yönelik Kuzey Irak’tan gelen Barzani’nin tam teşekküllü ekibi sahaya inmişti…

Benzer hamleler, 24 Haziran Seçimleri öncesinde de sergilenmeye başladı!

Önce; Efkan Ala, Mehdi Eker, Taner Yıldız gibi daha önce Çözüm Süresi’nde aktif rol oynamış ve müstakbel bir Çözüm Süreci’ne istekli ve hazır Ak Parti’li bir grup yöneticinin, İngiltere derin devletine bağlı bir düşünce kuruluşu Democratik Progress İnstitute’de, PKK ile ilintili kişi ve kurum temsilcileriyle yaptıkları toplantılar medyaya servis edildi.

Ardından, yine Sayın Erdoğan’ın arkasında konuşlanan iktidar networkunun elemanlarından “her devrin adamı”  İlnur Çevik24 Haziran'da yapılacak seçimlerin ardından yeni bir çözüm süreci başlayabileceğini” ifade etti.

Anlayacağınız…

24 Haziran’a kadar, Ak Parti iktidarı içerisinde konuşlu Çözüm Süreci’ne yakın siyasî ve bürokratik kapasite, hem “derinden” hem de “yüzeyden”, Doğu ve Güneydoğu seçmenine yönelik Cumhur İttifakı lehine “oy” peydâ edebilecek bazı hamlelerde bulunmaya devam edecektir.

Seçimlere endeksli popülist bir çıkış olmaktan öte bir anlam ifade etmeyecek olan bu hamleler, bilhassa milliyetçi camiada müstakbel bir Çözüm Süreci’nin ayak sesleri olarak yorumlanıyor…

Lakin mevcut siyasi konjonktür içinde, Çözüm Süreci’nin taktiksel olarak dahî, tekrar buzdolabından çıkarılacağını düşünmüyorum.

Çünkü artık buna gerek kalmayacak!

Eğer önümüzdeki seçimde Ak Parti liderliği başkanlığı alırsa, orta vadede Çözüm Süreci’nden de öte bir süreç yönetimine şahitlik edeceğinizden emin olabilirsiniz!

Bu istikamette olabileceklerin işaretini Sayın Erdoğan 7 Haziran 2015 genel Seçimi öncesinde, yani henüz “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” ortalıkta yokken (ta 27 Şubat 2015'te) Beştepe’de Valilere hitaben yaptığı konuşmada dillendirmiştir:

"Seçim sonuçlarına göre, yeni anayasa ve Başkanlık Sistemi gündemimize gelecek. Başkanlık Sistemi, bir yönüyle de yerel yönetimlerin daha da güçlendiği, daha da etkin hale geldiği bir sistemdir. Bu sistemde, Başkanlığın merkezdeki gücü, bir yandan Meclis’le, diğer yandan yerel yönetimlerin sahadaki gücüyle dengelenir. Dolayısıyla bu sisteme geçildiğinde, Valilerimizin farklı bir konuma gelmeleri, daha geniş yetkilere sahip olmaları mümkün olabilecektir."

Şimdi o günlerden bugüne yaşanılanlara bakalım:

Haziran 2015 seçim sonucu krizi, Kasım 2015 Erken seçim süreci ve bu süreçte işletilen "operatif kriz yönetimi"yle aşıldı! Akabinde bir darbe teşebbüsünün üstesinden gelindi. Darbe teşebbüsü süreci sonrası geçilen OHAL düzeni ve KHK avantajlarının büyük katkılarıyla, ilk etapta 16 Nisan Referandumunun bıçak sırtı sonucunda Anayasa değiştirildi. Ardından Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi adı verilen başkanlık sitemine geçildi…

Anlayacağınız, her şeye rağmen Sayın Erdoğan'ın ajandası yukarıdaki "hedeflemeler" istikametinde tıkır tıkır işliyor/işletiliyor!

Sıra geldi “ikinci” aşamaya…

24 Haziran seçimlerinden sonra eğer Ak Parti liderliği başkanlığı alırsa, önümüzdeki dönemde ve Anayasanın 104 ve 123. maddelerindeki değişiklikler eliyle, Çözüm Süreci’nden daha öte makro süreçlerin startı verilecektir.

Orta ve uzun vadede “idari düzenlemeler” ekseni içerisinde, “kürt sorunu” merkezli yarım bırakılmış tüm işler “asimetrik” de olsa mutlaka tamamlanacak ve “Üniter devlet” anlayışı zorlanacak seviyede esnetilecektir!

Başkanlığın merkezdeki gücüyle “dengelenmiş” şekilde ve “özerklik” sınırlarına dayanacak raddede, “yerel yönetimleri güçlendirme” adı altında yepyeni bir “model” devreye sokulacaktır.

Sayın Erdoğan'ın iktidar networku içerisinde “Yerel Yönetimler Sistemi” ve bu sistemin kurumsal, hukuksal ve idari çerçevesi üzerine uzun yıllardır çalışan bir ekip, sabırla sıranın kendilerine gelmesini bekliyorlar!

Kurbağa haşlaması” stratejisiyle yürütülecek olan bu sistem değişikliğinin meşrûiyet ve rızâ üreticileri de, sürecin en başından beri oldu gibi, milliyetçi partiler ve bu partilere müzahir STK’lar olacaktır!

Haliyle bu süreç, Türkiye’de “yeni bir milliyetçi siyaset” yapılanmasını acil zorunluluk hâline getirmeye vesile olacaktır!

 

0
0
0
s2smodern