Kıbrıs’ta Neler Oluyor?

Ülke olarak, iktidar partisinden muhalefet partilerine ve dahî vatandaşına kadar 24 Haziran seçimlerine kilitlenildiği bir süreçte, en önemli bekâ faktörlerimizin başında gelen Kıbrıs’ta manidar ve şaşırtıcı politik çıkışlar yaşanıyor.

Bu politik çıkışların kaynağı ise, 15 yaşında Karpaz’lı bir delikanlının bile inanmayacağı eşit bir federal bir yapının Kıbrıs adasında oluşturulması ütopyasının peşinde koşmaya devam eden KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı!

Akıncı, yine bu istikamette niyetini sorgulatacak cüretkâr bir çıkışta daha bulundu. Yetkisi olmadığı halde, Rum lider Anastasiadis'e sürpriz bir teklif yaparak, Türkiye’nin adadaki etkin ve fiili garantisini sona erdirmeyi ve Ada’dan Türk askerine kademeli olarak tasfiyesini öngören Guterres Belgesini kabul etme çağrısında bulundu.

Peki, nedir bu Guterres Belgesi?

Guterres Belgesi, geçen yıl İsviçre’nin Crans Montana kasabasında yapılan ancak başarısızlıkla sonuçlanan Kıbrıs müzakerelerinde masaya gelen, fakat hâlâ orijinal metninin ortaya konulmadığı bir “çerçeve” doküman…  

Son günlerde yaşanan tartışmalar ve anlaşmazlıklar işte bu Guterres Belgesi etrafında ürüyor/üretiliyor.

Bu belge; garantörlük anlaşmalarının feshedilmesi gerektiği ve garantörlerin görevlerinin Birleşmiş Milletler benzeri bir yapıya devredilmesi gerektiği konusu başta olmak üzere, Adadaki askerî varlıkların sayılarında azaltılmaya gidilmesi gibi konuları içeriyor. Mülkiyet, eşit muamele gibi diğer konularda bu çerçeve belge içerisinde yer alıyor…

Bu girişten sonra, Kıbrıs’ta yaşanan ve yaşanmaya devam edecek olan tartışmalara sebep öne çıkan konuları ve diğer "risk" izleklerimizi madde madde anlatmaya çalışayım naçizane:

1 ) Öncelikle Mustafa Akıncı’nın kendisinin çalıp kendisinin oynadığı yani yetkisi olmadığı halde tartışmaya açtığı Türkiye’nin garantörlük hakkıyla alakalı konuya değinelim…

Kıbrıs’taki garantörlük hakkımızın kaynağı Zürih’te imzalanan 11 Şubat 1959 tarihli garanti anlaşmasıdır. Bu anlaşma ile bizim gibi Yunanistan ve İngiltere de garantör devlet oldu. Garantör devletin fiili olayı, en açık tabiri ile himayesindeki etnik topluluğu korumak ve bu topluluk üzerinden kendi çıkarlarını savunmak…

Zamanında Kıbrıs’ı binlerce kilometre öteden gelip saçma sapan bir anlaşma ile 1878'de “kiralayan” ve 1914'de Osmanlı Devleti'nin Almanya yanında savaşa girmesini bahane edip adayı ilhak ettiğini açıklayan İngiltere bile Kıbrıs’ta garantör oluyorsa; buraları çok daha uzun yıllar elinde tutan Osmanlı'nın en büyük mirasçısı konumundaki Türkiye Cumhuriyeti’nin garantör olmaya ve bölgesel çıkarlarını savunmaya dibine kadar hakkı vardır.

Yani garantör olan ülke Türkiye’dir. Türkiye bu hakkı ve üstünlüğünden vazgeçmediği müddetçe, KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı Rum tarafına istediğini teklif etsin, hiçbir karşılığı yoktur… Çünkü Mustafa Akıncı’nın Rumlara Guterres Belgesi çerçevesinde herhangi bir öneri sunma “yetkisi” yoktur!

2 ) Asıl sıkıntılı olan ve "barış" şartı olarak Türkiye'ye dayatılmaya çalışılan husus, KKTC’deki Türk Silahlı Kuvvetlerimizin varlığı ve kapasitesi…

Girişte dedik ya Guterres Belgesinde adadaki askerî varlıkların durumuyla alakalı “net” bir öneri metni yok. Rivayet odur ki, bu çerçeve belgesine göre adadaki asker sayısının 11 Şubat 1959 tarihli ittifak anlaşmasındaki sınırlara (950 Yunan askeri, 650 Türk askeri) çekilmesi ve Türk-Yunan-Kıbrıs cumhuriyeti taraflarından oluşan 3'lü bir karargâh kurulmasını öneriliyormuş!

Bu istikamette Ada'dan Türk askerinin çekilmesi konusu, "kaygıya" neden şekilde, ilk kez geçen yıl Ocak ayında Ankara'da düzenlenen "Kıbrıs Davası ve Müzakerelerde Son Gelişmeler" başlıklı panelde gündeme gelmişti.

Gündeme getiren ise şimdi ki KKTC Maliye Bakanı Serdar Denktaş idi... Serdar Denktaş Demokrat Parti Genel Başkanı sıfatıyla konuşmacı olarak katıldığı bu panelde “Adadan Türk askerinin ihracı noktasında dahilî ve haricî hamlelerin start almaya başladığını ve bu doğrultuda Türkiye'den birilerinin Mersin'de bir -KIBRIS TÜMENİ- oluşturmak için yoklama yapıldığını…’ açıklamıştı… Üstüne üstlük bu hazırlığı yapanların ‘Ha Mersin, ha Kıbrıs… Zaten Mersin-Kıbrıs yakın mesafe; bir şey olursa hemen müdahale ederiz!’ ambalajlı bir gerekçeyle üzeri örtülü bir planın hayata geçirilmekte olduğu iddiasında bulunmuştu…  

İnşaallah Serdar Denktaş’ın verdiği bu bilgilerin daha doğrusu iddiaların aslı astarı yoktur!

Çünkü Kıbrıs’taki askeri varlığımızın stratejik ve hayatî önemi, Suriye’deki askeri varlığımızın öneminden mukayese dahî edilemeyecek vaziyettedir.

Merhum Rauf Denktaş’ın dediği gibi, Türk askeri adadan ayrılırsa, Kıbrıs Girit olur!

3) Türk askerinin Adadaki varlığı ve hacmi başta diğer garantör ülkeleri rahatsız ediyor ama bunlar, İngiltere’nin adadaki Akrotiri ve Dikelya üslerinin ve bunların dışında Trodos dağının tepelerinin birinde konuşlu bütün Doğu Akdeniz’i tarayan radar ve dinleme üslerinin varlığını ve akıbetini tartışmıyorlar!

Neymiş efendim, İngiltere olası bir çözüm durumunda, bu üslerin kapladığı toprakların neredeyse yarısını “Birleşik Kıbrıs” devletine bağışlamayı taahhüt etmiş!

Kim inanır buna? Kıbrıs’ı Akdeniz’de koca bir uçak gemisi haline getiren İngiltere kesinlikle bu imkân ve avantajından vazgeçmez! Geçeceksiniz onu!

4 ) Şu anda orta ve uzun vadede olumsuz etkilerini hissedeceğimiz ve Türkiye’nin garantörlüğünün anlamını doğal yollardan yitirmeye yol açacak iki önemli sorunla karşı karşıyayız Kıbrıs’ta…

Birincisi, malumunuz Doğu Akdeniz'deki petrol meselesinden dolayı Güney Kıbrıs ile yakınlaşan İsrail Rum kesiminden toprak satın alıyor! Güney Kıbrıslı Rumların, KKTC topraklarını satın almaları yasal olarak mümkün değil. Maalesef Mustafa Akıncı döneminde İsrail, hem İngiliz vatandaşı hem de Rum vatandaşı olan kişilerin üzerinden Girne ve Gazimağusa bölgelerinde Kıbrıslı Türklerden araziler satın almaya başlamış…

İkincisi, en son verilere göre 110 bin kişi KKTC vatandaşlığından vazgeçip Rum vatandaşlığına geçiş yapmış. Yine aynı verilere göre Rum tarafında nüfusa kayıtlı Türk sayısı 150 bini geçmiş. Peki, KKTC’nin ‘De jure’ yani ülkede sürekli ikamet edenlerin sayısı kaç? 286 bin civarında.

Eğer böyle giderse ve Türkiye bu gelişmelere ivedilikle vaz’iyed etmezse, çok geçmeden KKTC nüfusuyla Rum kesimine kayıtlı Türk nüfusu neredeyse eşit bir vaziyete gelecek ve süreç doğal olarak adanın birleşmesiyle son bulacak!

Hülasa,

Kıbrıs, üzerinde bir tek Kıbrıslı Türk yaşamasa da Türkiye için hayatî bir kara parçasıdır. Türkler tarafından son 200 yılda geri kazanılan tek toprak parçası olan Kuzey Kıbrıs Türkiye Cumhuriyeti’de Türklerin psikolojik kırılma noktasıdır!  

Ülkemizi yönetenler, tıpkı Rum Yönetimi Başkanı Anastasiadis gibi “Egemenliğimiz müzakere masasına konulamaz” duruşunu sergilemeli ve taraflara “Bizim açımızdan Kıbrıs Sorunu 1974'te kısmen 1983’te ise büyük ölçüde çözülmüştür!” mesajını vererek, Türkiye'nin adadaki “egemenlik haklarını” katiyen paylaştırmayacağını kararlı bir şekilde tüm dünyaya haykırmalıdır!

 

0
0
0
s2smodern