Türkiye Fırat'ın Doğusundaki Statüye Râzı mı Oluyor?

15 Şubat 2018 Erdoğan-Tillerson görüşmesinin netleşen detayları ışığında, naçizane düşüncelerimiz:

1 ) Türk-Amerikan ilişkilerine Sayın Erdoğan’ın iç politik kaygılarla ve beklentilerle devreye soktuğu “atarlanma” odaklı pragmatik hamleleri zaviyesinden bakarsanız yanılırsınız… Türk-Amerikan ilişkilerini doğru okumak istiyorsanız, Kalın-Fidan-Çavuşoğlu-Akar dörtlüsüne bakacaksınız! Şu anda “sahici siyaseti” bu dörtlü ve networkları üretmektedir.

Üstüne üstlük bu kapasitenin arkasında Türkiye-Rusya-İran ekseninden memnun olmayan, üstüne üstlük “Çözüm Süreci” yıllarının ve bu yıllarda egemen olan “Türk-Kürt 2023 Gelecek Tasavvuru” ütopyasının tadını hâlâ damaklarında hisseden kadrolar var! Bu yüzden bu dörtlü ve ardındakilerin, Türkiye-ABD ile ilişkilerine dair temasları ve açıklamaları ciddi ipuçları içermektedir. Dolayısıyla sizlere daha “net” bir fikir verir!

Anlayacağınız… 3,5 saatlik ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson-Erdoğan görüşmesi, Sayın Erdoğan’ın “Hiç Osmanlı tokadı yemedikleri belli!” beyanı etkisinde ve istikametinde değil;  Mevlüt Çavuşoğlu’nun ve İbrahim Kalın’ın arka planda ABD’li muhataplarıyla epeyidir sürdürdükleri müzakereler etkisinde ve istikametinde gerçekleşmiştir.

 2 ) 28 Ocak 2018 Tarihli, ABD'nin “Tampon Bölge” Teklifi Ne Anlama Geliyor? başlıklı yazımızda kaleme aldığımız iki önemli detayın, ki daha önce taraflar arasında gündeme gelmişti, Erdoğan-Tillerson görüşmesinde etraflıca ele alındığını düşünüyorum. Buna göre:

- Zeytin Dalı Harekâtı’nın 3. gününde, Erdoğan-Trump telefon görüşmesinin ardından Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu tarafından gündeme getirilen “tampon bölge” veya “güvenli bölge” önerisinin de, derinliği ve güvenliği başta olmak üzere, diğer detaylarıyla birlikte bu son görüşme içerisinde mutlaka ele alınmıştır...

- ABD’nin, Türkiye’yi dizginlemek için kullandığı PYD/YPG içinden PKK’yı çıkartıp devre dışı bırakmak ve verilen silahlardan payına düşeni alan PKK'dan bu silahların geri alınması hususunda öneri paketi sunmuş olabilirler… Hatta garanti kapsamında, Türkiye’nin ilgili kurumlarına bu teklif doğrultusunda sürecin yönetimi ve denetimi hususlarında sahada işbirliği de önerilmiş olabilir.

Zaten daha öncede Cumhurbaşkanı sözcüsü İbrahim Kalın ile ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı H.Raymond McMaster’ın arasında süren müzakerelerde, bu konuların ele alındığını McMaster açıklamıştı. 

3 ) Reuters haber ajansı, Türkiye’nin ABD’ye YPG’nin Fırat’ın doğusuna çekilmesini ve bunun ardından da Menbiç'e ABD ile birlikte asker konuşlandırmayı önerdiğini bildirdi.

Türkiye, YPG’lilerin Fırat’ın doğusuna taşınması şartıyla Menbiç’te ABD ile bir stratejik ortalık süreci içerisine giriyorsa, bu açıkça ABD’nin Fırat’ın doğusundaki Kürdistan yapılanmasına “râzı” oluyor anlamına geliyor!

ABD ile Türkiye arasında iki gün süren kritik görüşmelerin ardından yapılan açıklama metninde ortak mücadele edilecek terör örgütlerinin isimlerine yer verilirken, YPG’nin adının yer almaması manidar değil mi?

O halde Afrin Harekâtını niye yapıyoruz?

4 ) Türkiye’nin Menbiç ile alakalı olarak yaptığı ve ABD’nin değerlendirmek için süre istediği” önerinin ABD tarafından kabul edileceğini düşünmüyorum. Zira Menbiç’i ve oradaki terör örgütlerini CENTCOM konsolide ediyor.

Menbiç’in stratejik konumu dışında önemli bir özelliği daha var: Menbiç ABD/İsrail/Suud için aynı zamanda sentetik uyuşturucu merkezi olması yönüyle önem addediyor! CENTCOM, bu muazzam uyuşturucu gelirleriyle PKK/YPG ve türevlerini finanse ediyor ve aynı zamanda bu terör örgütleri eliyle Batı’ya dağıtımını yapıyor!

Trump’ın başkanlığı döneminde kurumlar arasında ciddi çatışmalar yaşanıyor. Beyaz Saray ayrı, Pentagon ayrı, CENTCOM ayrı tellerden çalıyor… Bu yüzden bölgeyi modere eden CENTCOM’un, Menbiç’in statüsü ile alakalı YPG’yi dışlayan formüllere yönelik ciddi bir direnç göstereceğini düşünüyorum.

5) Erdoğan-Tillerson görüşmesi Beştepe’de gerçekleşirken, aynı zaman dilimi içinde Ruslar, Esad ve YPG komutanlarının Tel Rifat’ta görüşme halinde olması çok önemli bir detaydır.

Rusya-İran-Suriye ekseni son Türkiye-ABD müzakerelerinden rahatsız… Bu durum mevcut askerî operasyonlarımızı sürdürmeyi imkânsızlaştıracak bir konjonktüre sebep olabilir.

Yine sık tekrarladığımız bir vaziyet tespiti ve istikamet önerisidir: Türkiye’nin kime dost kime düşman diyeceğini hâlâ netleştirmeksizin ve neye evet-neye hayır diyeceğini açıkça ifade etmeksizin istikrarlı bir şekilde dümen tutması oldukça güç!

Bunun için ülkemizi yönetenler ivedilikle jeopolitik konumunu “düzgün” ve “net” bir şekilde tayin etmelidir.

Hülasa

Türkiye’nin yeniden ABD ile “dost” olması, 2012 yılı öncesi “fabrika ayarlarına” dönmesi demektir!

Bu da Türkiye’nin Fırat’ın doğusundaki CENTCOM hâkimiyetini tanıması/tescillemesi ve dahî CENTCOM’un bölgedeki gelecek tasavvuruna ortak olması anlamına gelir!

0
0
0
s2smodern