Kıbrıs’ta En Milli Çözüm, Çözümsüzlüktür!

Konuyu çok fazla teknik detaylara boğmaya gerek yok!

Şu anda İsviçre'nin Crans-Montana kentinde devam eden Kıbrıs Konferansı'na Crans Montana Müzakereleri’nde Türk tarafına dayatılan iki temel tez var: ilki “Türk askeri Kıbrıs’tan çekilsin”, ikincisi ise “Türkiye garantör olmaktan çıksın”!

Türkler ‘Birleşik Kıbrıs’ tezi istikametinde kurulacak yapının neresinde? Önerilen yapının eşitlik temelinde bâki kalıp kalmayacağı konusunda Türklere ne güvence veriliyor? Siyasal haklar anayasal ve uluslar arası garantiler gibi konuları ne BM’nin umurunda ne de İngiltere ve Rumların… Bu müzakerelerin öncelikli asıl konusu adadaki Türk askerî kapasitesinin ortadan kaldırılması…

Zaten Anastasiadis açık açık “Sıfır asker, sıfır garanti’yi almadan, hiçbir konuyu Rum halkına kabul ettiremeyeceğini ifade ediyor üstüne üstlük iki toplum birleşirse dönüşümlü başkanlık şartı içinde Güzelyurt’u istiyor!

Şu anda yapılan müzakerelerde Rum tarafının tamamen askerden arındırılmış bir ada önerdiği (Türk ve Rum askeri olmayacak) kolluk kuvveti olarak sadece polis teşkilatının adada görev yapması, İngiltere’nin de üslerindeki bir kısım askerlerini çekmeye hatta üs bölgesindeki topraklarından feragat etmeye hazır olduğu şeklindeki teklifler karşılığı olmayan riskli konulardır…

Bu tekliflerin “Karşılığı olmadığı” hükmümüz isabetsiz bir hüküm değil… Gerçekten bir karşılığı yok! Çünkü yakın bir zamanda Yunanistan’ın Kıbrıs'a 4 bin asker çıkardığını Rum basını yazdı… Üstüne üstlük İsrail ile Rumlar ortaklaşa, savaş jetleri, İsrail komandoları, askeri helikopterlerle askeri tatbikatlar yapıyor… Rum terör örgütü EOKA hâlâ aktif ve Türk halkını tehdit etmeye devam ediyor…

Şu anda Crans-Montana’da olup bitenler siyasi iktidar ve medya kapasitesi tarafından layık olduğu halde kamuoyuna taşınmıyor! Katar meselesi kadar kıymeti harbiyesi yok! Lakin Avrupa ve Rum basınında, “Türkiye’nin Kıbrıs’ta yüzde 80 asker azaltmaya hazır olduğu” şeklinde haberler servis ediliyor… İnşallah bu haber müzakere masasından gelen bir 'bilgi' sızıntısı değil de spekülasyondan ibarettir...

Diğer yandan yine Avrupa ve Rum basınında yazılanlara göre Türkiye masada adadaki askeri kapasitesinin ortadan kaldırılmasına yanaşmazsa, Rumlar/BM/İngiltere adanın askerden arındırılması konusunu içeren münhasır bir referandumu iki toplumun önüne koymayı teklif ediyor… Hatırlarsınız Annan Planı’nda orta vadede adada 950 yunan askeri ve 650 Türk askeri kalacaktı… Ama bu teklifi Türk tarafı kabul etmiş, Rumlar reddetmişti! Bu konuda ciddi pişmanlıkları var!

Adadan Türk askerin çekilmesi veya sembolik bir kapasiteye indirgenmesi konusu bilhassa 2015’ten beri müzakerelerin baş konusu aslında…  Hatırlayanınız olacaktır, 2016 Mart ayında merhum Rauf Denktaş’ın oğlu KKTC eski Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, Ankara’da gerçekleştirilen Kıbrıs konulu bir panelde Türk askerinin peyderpey çekilmesi ile alakalı Türkiye’nin ‘kaygı verici’ adımlar atmaya hazırlandığı yönünde ‘mühim’ iddialar ileri sürmüştü… Denktaş, ‘Adadan Türk askerinin ihracı noktasında çabaların start aldığını ve bu doğrultuda Türkiye'den birilerinin Mersin'de bir -Kıbrıs Tümeni- oluşturmak için yoklama yaptığını…’ ifade etmiş, bu hazırlığı yapanların ‘Ha Mersin, ha Kıbrıs… Zaten Mersin-Kıbrıs yakın mesafe; bir şey olursa hemen müdahale ederiz!’ şeklinde bir gerekçeyle üzeri örtülü bir plan üzerinde çalıştığı iddiasını da beyanlarına eklemişti…

Eğer… Ege Denizi’nde 17 Türk adası ve 1 Türk kayalığının alenen Yunan askeri tarafından işgalinden sonra, şehit kanlarıyla sulanmış Kıbrıs topraklarından orta ve uzun vadeye yayılmış bir şekilde ve kademeli olarak, asker sayısını azaltarak Türk askerî kapasitesini ortadan kaldırılırsa, Kıbrıs’ın akıbeti tıpkı Girit gibi olacaktır!

Günümüz Batı ülkelerinin Kıbrıs meselesini “Avrupa meselesi” olarak gösterme çabalarının bir benzeri de Girit olayları esnasında yaşanmış ve dönemin Batılı ülkeleri, Girit meselesini bir “Avrupa meselesi” haline getirerek Girit’i elimizden almışlardı…

Hülasa

1 ) Kıbrıs, üzerinde bir tek Kıbrıslı Türk yaşamasa da Türkiye için hayati bir kara parçasıdır. Türkler tarafından son 200 yılda geri kazanılan tek toprak parçası olan Kuzey Kıbrıs Türkiye Cumhuriyeti’de Türklerin psikolojik kırılma noktasıdır! 

Bizim açımızdan Kıbrıs Sorunu 1974'te kısmen 1983’te ise büyük ölçüde çözülmüştür! Nasıl ki Rum Yönetimi Başkanı Anastasiadis, “Egemenliğimiz müzakere masasına konulamaz” diyor ve bunu dünyaya ilan edebiliyorsa; Crans-Montana kentinde devam eden Kıbrıs Konferansı'nda da Türk tarafı kendi milletine ve dünyaya, adadaki egemenlik haklarını katiyen “paylaştırmayacağını” ve "devir ve temlik etmeyeceğini" kararlı bir şekilde en gür sada ile haykırmalıdır!

2 ) Tek Kıbrıs” dayatması Türkiye'nin lehine adil, kalıcı ve barışçı çözümü içeren bir formül değildir. Asıl maksat bölgedeki stratejik taleplerle yani enerji kaynaklarının değerlendirilmesiyle bağlantılı projelerle ilgili…

Düşünsenize... Balkanlardan Kafkaslara kadar, Uzak Doğu’dan Orta Doğu’ya kadar bakın; ihtilaflı toplumlara sahip ülkeler birer birer parçalanıp yeni yeni ülkeler peydahlanırken, sorunlar parçalanarak çözülürken, niçin dünya bir araya gelip ısrarla “Çözüm” adına Kıbrıs’ı “zorla birleştirmeye” çalışıyor? Bu durum kimseye 'mânidar' gelmiyor mu?

3 ) Süleyman Şah'ın mezarını destansı(!) bir operasyonla 'Kürt Koridoru'nun ortasına taşıyan hükümetimiz, KKTC toprakları üzerindeki 40 bin küsur kişilik askerî kapasitemizi; “Ha Mersin, ha Kıbrıs… Zaten Mersin-Kıbrıs yakın mesafe; bir şey olursa hemen müdahale ederiz!’ kafasıyla Mersin'e taşıyacak bir hamlenin içerisine girmemelidir! Yahut bu tavizi zorlayan Rumlarla bu istikamette hiçbir öneriyi müzakere etmemelidir!

Bunun yanında asker sayısının karşılıklı bir şekilde tedrici olarak azaltılması ve bu konunun referanduma götürülmesi şeklindeki (Annan Planı’ndaki gibi) kurnazlıklara karşıda uyanık olunması gerekiyor.

4 ) Unutulmamalıdır ki: “Kalıcı barış” ve Türk toplumu ile Rum toplumu arasında “siyasi eşitlik” temelli teklif edilen planların hayata geçirilmesi antlaşmalarla mümkün değildir! Çünkü çözüm bahanesiyle  masaya oturmak zorunda kaldığımız ülkeler ve arkasındaki küresel networkun Akdeniz Havzası’nda “Türk varlığına” ve “Türk Hâkimiyeti” altındaki bir jeopolitiğe tahammülü yoktur!

Dikkat ederseniz, "sorun" diye masaya yatırılan ne varsa tamamına yakını Türkler’e “ait” alanlardır!

5 ) Kıbrıs, Türkiye’nin güney sahillerinin emniyetini ve denizden/havadan güvenliğini sağlamakta ve bu bölgedeki kuvvetler için ileri bir harekât üssü, ikmal üssü vazifesi görmektedir.

Kıbrıs; Yunanistan için her zaman yayılmacı politikasının bir hedefi, Türkiye için, tarih boyunca bir ulusal güvenlik ve savunma meselesi olmuştur… Genel bir kuraldır: 'Strateji'de yapılan hatayı, 'taktik' hamlelerle düzeltmek mümkün değildir!

GKRY'nin, 2003'ten beri tam 14 yıldır Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki 7 bin kilometrekarelik kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölgesini işgal altında tutması bunun en basit örneğidir!

6 ) Şu anda Kıbrıs konusunda çözüm diye önümüze konulanların sonuçları, tıpkı kargaşanın, paradoksun içersinde büyüyen bir üvey evlattan farklı olmayacaktır!

Bunu görmek için çözümsüzlük gözlüğünü takmak gerek; mümkünse susup yalın, nötr, sakin durmak ve çalının etrafından dolanmak gerek! 

Kıbrıs’ta en milli duruş olan çözümsüzlük, çözümün ta kendisidir!

0
0
0
s2smodern