“Irak Kürdistanı Bizim Güdümümüzde Olacak” Fantezisi!

Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi Başkanı Mesud Barzani, 25 Eylül 2017 tarihinde Kürdistan Bölgesi ve Kürdistan idaresi dışında kalan Kerkük, Diyala, Musul, Tuzhurmatu, Şengal gibi tartışmalı bölgelerde dâhil olmak üzere “bağımsızlık” referandumuna gidilmesine karar verdi. 

Siyasi iktidar bilhassa son dört yıldır, iyi ilişkiler içerisinde olduğu Barzani ve Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin bu 'bağımsızlık' hamlesini ‘tehdit’ ve ‘tehlike’ kapsamında ele almadı. Sayın Erdoğan Barzani’nin bu hamlesinin zamanlamasını doğru bulmazken; Sayın Binali Yıldırım bu zamanlama eleştirisine ek olarak bu kararın sorumsuzca olduğunu vurgulamakla yetindi!

Bu umursamazlık ve suya sabuna dokunmayan tepkiler aslında başka bir politik ederi ortaya çıkardı; Sayın Erdoğan’ın “güneyimizde bağımsız bir kürt devletine asla izin vermeyiz” çıkışının “sahici siyasette” bir karşılığı olmadığı hakkındaki kanaatleri güçlendirdi!

Bu yazım, 25 Eylül 2017'de Kürdistan’ın bağımsızlığının oylanacağı referandumun siyasi ve teknik analizini içermiyor… Allah dilerse referandum arefesinde; Kuzey Irak coğrafyasındaki kaygan siyasal yapıyı, Kerkük- Diyala- Musul-Tuzhurmatu- Şengal gibi tartışmalı bölgelerde yaşanabilecekleri, İran faktörünü, Arap-Kürt çatışma alanlarını ve en önemlisi bu referandumun Suriye’deki Rojava bölgesinde tetiklenecek özerklik hamlelerini detaylıca kaleme alırız…

Bu yazının konusu, şu sıralar usul usul piyasaya yayılan fakat bir süre sonra kamuoyuna yoğun ve desteksiz bir şekilde pompalanacak olan “Irak’ta bağımsız Kürdistan kurulursa bu yapı, Türkiye'nin güdümünde olacak” fantezisi hakkında…

Bu fantezi istikametinde üretilecek meşrûluk ve râzı etme süreci muhtemelen şöyle işleyecek:

Siyasi iktidarın ve bürokratik kapasitenin içerisindeki kozmopolit kafalar “Kürtlerin devlet kurma hakkına saygı duyuyoruz ve bunu sonuna kadar destekliyoruz fakat Türkiye’nin bölünmez bütünlüğü tehlikeye girerse buna da en sert tepkiyi veririz…” şeklinde çıkışlarla ağır ağır “kurbağa haşlaması” stratejisini devreye sokacak…

Bu sürecin medya ayağı ise, Irak’taki bağımsız Kürdistan’ın enerji politikaları yani ekonomik avantajlarını öne çıkarıp hafifletici sebepler üretecek… Kimi akredite strateji alimleri ise “dost Barzani” yönetimindeki Kürdistan’ın PKK’dan farklı olduğunu hatta birbirlerin rakibi olduğunu ileri sürerek, ülke olarak elimize sağlam bir koz geçebileceğinden bahsedecek! Üstüne üstlük müstakbel Çözüm Süreci’nin de altyapısını oluşturacak  olan Barzani varlığının içerideki Kürtlerle barışa katkılarından dem vuracaklar… Bunu yaparken de Mesut Barzani'nin kontrolündeki KDP Birlik İnisiyatifinin 16 Nisan Referandumu’nda Hüda Par ile birlikte sergiledikleri “EVET” performanslarını öne çıkarıp, Bağımsız Kürdistan sürecinin müstakbel Başkanlık seçiminde Sayın Erdoğan’a olumlu bir katkı sağlayacağı fikrini öne çıkaracaklar…

15 Temmuz sonrası “Erdoğan iktidarı” merkezli siyaset yapmak zorunda kalan, 16 Nisan referandumu sonrası ise ‘taban ve bilinç yarılması’na maruz kalan lakin bu konularda hassas olan milliyetçi kesime gelince… Bu kesimden de “PKK ne kadar Türkiye düşmanı ise Barzani de bir o kadar Türkiye'ye yönelik dostane bir yaklaşıma sahiptir. Sırf Kürt isminden irite olunduğu için bunu engellemeye çalışmak akıllıca bir politika değildir…” şeklinde “bekâ sorunu” sosuna bandırılmış argümanları sıkça duyabiliriz…

Ha, arada tabanlarının gazlarını alacak hamâsî çıkışları muhakkak olacak ama bu çıkışların hacmi ve tesiri, siyasi iktidara karşı politik restleşmelere varacak boyutlarda olmayacaktır!

Hülasa,

K.Irak’ta ilan edilecek olan bağımsız Kürdistan Türkiye’nin güdümünde olacak” iddiası; "Ortadoğu'da bizden habersiz yaprak kımıldamaz" diyerek Suriye’ye dalıp, en hafifiyle, atamız Süleyman Şah'ın sandukasını bir gece yarısı apar-topar ‘Kürt Koridoru’nun ortasında prefabrik bir türbeye taşımak zorunda kalanların ürettiği yeni bir "fantezi" girişimidir!

25 Eylül 2017 tarihi sonrası bağımsızlığı "resmen" ilan edilecek ve tüm dünyaca "tanınacak" olan Irak Kürdistanı; şu aşamada olmasa bile yakın bir zamanda Türkiye’nin coğrafî ve siyasî bütünlüğünü tehdit eden bir yapı olacaktır.

Daha da ötesi, kapıda başka bir tehlike var: PYD ve silahlı yapılanması YPG sadece uluslararası siyaset arenasında değil, başta Suud ve İsrail olmak üzere bölge ülkelerinin indinde bir “erk” olarak yükselişte… Bu durum, Ortadoğu’da ana akım Kürtçü çizgiyi Barzani’nin temsilinden ve egemenliğinden her geçen gün biraz daha koparacaktır. Bir süre sonra Barzani'de tıpkı PKK ve türevleri gibi CENTCOM’a angaje olacaktır. Dolayısıyla, Barzani-Erdoğan dostluğu bir “Kaybedenler Klubü”nden ibaret olabilir!

Yani; 25 Eylül 2017’de referandumda oylanacak olan ‘Bağımsız Irak Kürdistan'nı “Türkiye’nin güdümünde” olacak şekilde yorumlayıp kamuoyuna istikamet verenlerin ağzından bir süre sonra “Barzani bizi kandırdı!” sözünü duyarsanız hiç şaşırmayın!

Her şey bir yana…

Akdeniz Havzası’ndan Türk’ü silmek için hedef haline getirilen ve varlığına tahammül edilemeyen KKTC bile neredeyse “Türk güdümünden” çıktı çıkacak, Irak’ta ki Kürt devleti mi seni takacak?

0
0
0
s2smodern