Türkiye İçin Açık ve Cârî İki Tehdit: Suud ve CENTCOM

1 ) Küresel güç merkezlerinin, kayıt dışı ekonominin ve kayıt dışı VİP sermeyenin “kasası” olan Katar, şu günlerde; istihbarat, finans ve enerji odaklı bir savaş alanına dönüştürülmek üzere… Kimin elinin kimin cebinde belli olmadığı bu coğrafya parçacığında, fitili ateşlenen bu krizin müstakbel bir Arap-İran-Türk savaşına dönüştürülmesi için yoğun bir çaba harcanıyor.

Bölgede çoksesliliğe tahammül edemeyen ve kankaları Suud’un tek ve mutlak güç olmasını isteyen küreselci eksen; İran'ı ve Türkiye’yi sıkıştıracak her hamlelerinde nispeten bağımsız hareket eden ve bundan sonra da etmeye devam edecek bir Katar'la uğraşmak istemiyor.

2 ) Her ne kadar Sayın Erdoğan ‘Burada farklı bir oyun oynanıyor. Bu oyunun arkasında kimler var şu anda henüz onu tespit edebilmiş değiliz’ dese de, gerek siyaset kurumu gerekse askeri bürokrasi bu oyunun arkasında kimin olduğunu biliyor: Bu tezgâhın patronajı ABD, moderatörü ise Suud’dur!

Katar merkezli bu krizin de asıl hedefi ise; uzun zamandır Katar'ın perde arkasındaki “gizli politik duruş” olarak gördükleri Türkiye ile Katar'ın bir türlü ilişkilerinde mesafe koymadığı İran kapasitesi ve Şii nüfuz alanıdır.

3 ) Suud bilhassa 2007’lerden beri, Türkiye üzerinde müthiş bir nüfuz mücadelesi veriyor. Suud’un tarzıdır; kendisine hedef seçtiği ülkenin ‘dış müdahaleye açık’ siyasi kapasitesini “finans” üzerinden, askeri kapasitesini ise “ABD” üzerinden işler! Akabinde operatif moda sokarak hedef ülkenin iradesini kırmaya çalışır… Tıpkı Mısır’a yaptığı gibi…

Aslında Suud’a bu imkânı veren; bunca yıldır “İslamî sermaye” ambalajlı “Körfez Sermayesi” arkasındaki uluslararası patronajın, yönettiği devlet biçimine yaptığı etkilerle ayakta kalmayı sürdüren Adalet ve Kalkınma Partisi’nin ta kendisidir!

15 yıldır Türkiye’yi yöneten siyasi iktidar; “kayıt dışı” sermaye odaklı hareketlere kapısını sonuna kadar açarak, bu ülke kaynaklarıyla oluşturulmuş yüksek değeri ve getirisi olan varlıklarımızı kolaylıkla Körfez ülkelerine satarak ve buralardan gelen 'kuşkulu' hibelerle ekonomi çarkını çevirdi! !

Suud işte bu “çark” sayesinde Ortadoğu’da ve üzerimizde dominant oldu! Katar işte bu “çark”ın dışında çıktığı için operasyon yedi!

4 )  Suud’u bilhassa sarpa saran Suriye politikalarından sonra beraber yol arkadaşlığı yaptığı Katar ve Türkiye’ye karşı hasım yapan asıl sebep, kulaklarına sıkça fısıldanarak güçlendirilen bir öngörüye dayanıyor. Suud'un bu öngörüsüne göre; Irak, Suriye ve Türkiye üçgeninde devreye sokulan ‘Rezerv Alan Stratejisi’' ile 'Kürt Koridoru Mimarisini' yöneten ve bu doğrultuda PKK/YPG/PYD’yi de ‘yan unsuru’ haline getiren CENTCOM (ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı) ile Türkiye’nin çok yakın bir zamanda savaşacağını düşünüyor ve bu öngörüye göre pozisyon alıyor.

5 ) Türkiye şu anda OHAL ile yönetiliyor. Sayın Erdoğan’ın iktidar kapasitesi OHAL sürecini ilk başkanlık seçimine kadar uzatmakta kararlı… Malumunuz uluslararası algıda OHAL ile yönetilen bir ülke, yatırımcılar için güvenli bir liman değildir.

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin iktidara geldiği 2002 yılından bu yana, 40 milyar doları bulan ve seçim dönemleri öncesinde rekor düzeylere ulaşan kaynağı belirsiz döviz girişindeki en fazla pay Katar’a aittir… Anlayacağınız bu şartlar altında ülke ekonomisini Katar sayesinde çeviriyoruz...

Anlaşılan o ki, Tıpkı Mısır’da olduğu gibi, önümüzdeki günlerde Katar’da konuşlu CENTCOM ile birlikte Katar'da olası bir darbe girişimi ihtimali çok yüksek… Türkiye bunun önüne geçmek için, zaten Katar'da askeri üs seviyesinde mevcut olan askeri işbirliği hamlesin,  daha da arttırarak devreye soktu.

Zaten şu keşmekeşlik içinde Türkiye’ye "burada ne işin var” diyen bir yapı yok; var da, henüz bunu “açıktan” diyen yok!

Türkiye sahaya inip oradaki enerji varlığını bize yedirmeyeceğini bu gazla girip ağır bedeller ödediği Irak ve Suriye’de tecrübe etti… Lakin Katar’a siyasi ve askeri desteği veremezse diğer körfez ülkelerinin bundan sonraki ambargosunu da göz önünde bulundurduğunda şedit ekonomik bir çıkmaza gireceğiz kesin! Öyle ki, Merkez Bankası'na para bastırma kartını oyuna sürmek dışında başka bir seçenek bırakmayacak raddede bir ekonomik çıkmaza girebiliriz!

6 ) Türkiye’nin Katar ile alakalı askerî ve istihbarî istikameti hakkındaki düşüncelerim: Türkiye Katar'ın savunulmasında Katar’da ki mevcudunun çok daha üstünde bir askerî profilde desteğini Katar'a temin edecektir. Türkiye'nin bu hamlesi Körfez ve Ortadoğu bütününde denklemi etkileyicidir. Suud ve ABD'nin askerî operatörü CENTCOM ne kadar Türkiye sınırlarındaysa, TSK'da Katar'da ki CENTCOM ana üssüne o derece yakın olacaktır!

Strateji açık: CENTCOM burnumuzun dibini doldurdukça, bizde Katar’ı dolduracağız!

Endişemiz şu: Suriye'de; devlet altı örgütler üzerinden yürütmeye çalıştığımız operatif hamleleri elimize yüzümüze bulaştırdığımız için ve en önemlisi Rusya-ABD pazarlığı yüzünden erken havlu attık! Gelinen aşamada, tüm çevre coğrafyamız kuşatılmış ve ağır tehditler üretiyor… TSK, Ergenekon ve Balyoz kumpaslarından ve 15 Temmuz darbe girişimi sonrası ağır hasarlar aldı… Üstüne üstlük, sanki ülke güllük gülistanlıkmış ve her şeyimiz tamam bir eksiğimiz buymuş gibi startı verilen 'sistem değişikliği'nin üreteceği ağır risklerde kapıda!

Bu şartlar altında;

Öyle ya da böyle, bir bedel ödeyeceğiz ülke olarak… İnşallah, bu Katar için devreye sokulan askerî hamlenin riskleri iyi analiz edilmiştir. İnşallah, bu sürecin “kervan yolda düzülür” mantığıyla hazırlıksız startı verilen Fırat Kalkan Operasyonu'nda olduğu gibi “neticesiz” olmaması için 'her şey' enine boyuna düşünülmüştür!

İnşallah Katar, Türkiye’nin ve İran’ın desteğine rağmen son anda “süper güç değiliz, diyaloga açığız” mesajı vererek kendisini dünyadan ve bölgeden izole eden güçler karşısında "erken" havlu atmaz!

Hülasa

Devleti içten içe çürüten liyakat eksikliği, üretimsiz ve sıcak paraya dayalı günü kurtaran ekonomi anlayışı, TSK gibi en kadim devlet kurumlarımızın iç-dış müdahalelere açık hâle getirilerek ağır hasar alışı, "kâideli devlet" ayarlarıyla sürekli oynanması, sandıktan öte "meşrûiyet" ve "rızâ" kabul etmeyen ve hiçbir "gerçek" denetleme mekanizmasına tâbi olmayan bir politik anlayış bizi bu noktaya getirdi…

Ortadoğu dediğimiz coğrafya artık resmen bizim sınırlarımıza kadar genişledi! Bu coğrafyayı domine eden küresel haydutlar kapımıza kadar dayandı! Monşer denilip ardına teneke bağlanan diplomatlar da yok artık! Türk dışişleri belki de tarihinin en sıkıntılı günlerini yaşıyor şu günlerde... Türkiye'nin hâlâ eksenler arasında turlayıp yaslanacak mevzî arayıp durması, dışişleri politikamızın kalmadığının ve rüzgâr nereye eserse o yöne savrulduğumuzun açık göstergesidir.

Eğer devletler, "barış" zamanında bile saf belirlemek, "kriz" zamanlarında ise evdeki bulgurdan da olacağını bile bile taa Dimyat’a pirince gitmek zorunda kalıyorsa; politikaları iflas etmiş demektir!

 

0
0
0
s2smodern