‘İncirlik Üssü’ Zurnanın Son Deliğidir!

1 ) Ne zaman ki, Türkiye’nin ABD’ye kayıtsız şartsız bağımlılığı sorgulansa ve bu bağlamda ülkenin dış ilişkilerini çeşitlendirme yönünde adımlar atılmak istense; ne zamanki ABD karşıtlığı ve antiemperyalist çıkışlar artsa; mutlaka İncirlik Üssü’ gündeme getirilir.

Fakat sadece İncirlik Üssü üzerinden yürütülen tartışmalar, ki yakın bir zamanda buna Kürecik Radar Üssü'de eklendi,  aslında güçlü bir ‘algı yönetimi’ ve ‘kurbağa haşlaması’ stratejisi odaklı bir çeşit güdüleme faaliyetidir!

Yine bu faaliyetden murad edilen sadece daralan iç politik manevra alanını genişletmek değildir... Asıl gaye "bir gerçeği ifade ederken, daha önemli gerçeklerin üstünün özenle örtülmesi”dir! Peki, nedir o üstü örtülen daha önemli gerçekler?

Gerek fonksiyonları gerekse hacimleri itibariyle ülke gündemine taşınmayan ve layık olduğu şekilde tartışılmayan diğer ABD/NATO askeri üslerinin varlığıdır.

İşte Türkiye’nin 6 coğrafi bölgesinde yayılmış, sayısı tam olarak bilinmese de, yirminin üstünde olduğu kabul edilen ABD/NATO mevcutlu askeri kapasitesi:  

2 ilimizde ‘Hava Üssü’ (Afyon askeri havaalanı NATO’nun 2. büyük havaalanıdır )
7 ilimizde ‘Nükleer Silah Depolama Üssü’,
16 ilimizde ‘Haberleşme İstasyonu Üssü’,
4 ilimizde ‘Füze & Nükleer Test İzleme Üssü’,
3 ilimizde ‘Patriot Füze Üssü’,
12 İlimizde ‘Radar & İzleme İstasyon Üssü’ mevcuttur!

ABD ile 1980’de imzalanan “Savunma ve Ekonomik İşbirliği Anlaşması” (SEİA) memorandumu gereğince ‘gizli’ olan üsler ise bu liste dışındadır.

Bunlara ilaveten NATO üyeliği ve askeri işbirliği anlaşmaları çerçevesinde TSK’nin pek çok birimi, üssü ve imkânları da ABD ve NATO kullanımına açık tutulmaktadır!

2 ) İncirlik Üssü’nün önemi 25 yıl kadar önce azalmaya başlamış, son 10 yıl içerisinde minimum seviyeye gelmiştir. ABD, Türkiye gibi ülkelerle alakalı stratejik hesaplarını yaparken, siyasi istikrarsızlıkları da denklemlerine eklerler. Bir artısı kalmama ve kapanma veya ‘pazarlık/feda’ ihtimallerine karşı alternatiflerini hazır ederler.

Bu yüzden ABD, müstakbel “Kürt Koridoru mimarisi” mucibince sürekli olarak lojistik etkinliği artırmak adına 2016’dan bu yana Suriye'de “iki” hava üssü kurdular! Bu aynı zamanda Türkiye’deki önem derecesi daha yüksek ‘diğer’ üslerin gündemden kaçırılması adına da önemli bir tedbirdir!

Anlayacağınız, 90’lı yıllardan beri yeniden şekillendirilmeye başlanan çevre coğrafyamızda muadilleri ve alternatifleri ihdas edilen İncirlik Üssü; yukarıda saydığımız ABD ve NATO üsleri kapasitesin yanında ‘zurnanın son deliği’ hükmündedir.

Yani olsa da olur, olmasa da!

3 ) Nasıl ki artık düzenli ordular formatında savaşlar yerini “devlet altı örgütler’ aracılığıyla yürütülen ‘Vekâlet Savaşları’na bıraktıysa, bu ‘üs’ yapılanmalarının yönetimleri de yerini yavaş yavaş ‘özel askeri şirketlere’ bırakılmaktadır. 

ABD/NATO’nun ‘terörizm’e ve ‘serseri devletler’e karşı açtığı savaşlarda, bu özel askeri şirketler (private military companies) BM'nin gücünü yitirdiği ve uluslararası hukukun geçersizleştiği bir dönemde, hukuksal boşluğun bulunduğu bir alanda bir dönüm noktası oldu.

Lojistik destek, taktik saldırı operasyonları, stratejik planlama, gizli istihbarat edinme ve analiz etme, operasyonel destek, çatışma bölgelerinde savaşma ve savunma, askeri eğitim ve askeri teknik yardım gibi askeri "hizmetler" artık çoğunlukla bu ‘şirketler’ aracılıyla üretiliyor. Öyle ki, ABD/NATO sevk ve idaresinde 110’na yakın ülkede 90'a yakın özel askeri şirket faaliyet gösteriyor!

Bilhassa geleneksel devlet yapısının çökmüş olduğu yani yasal ve kurumsal bir çerçevenin ağır hasar aldığı (bilhassa askerî kurumların) ülkeler bu şirketler için en mümbit mekânlardır. Başta enerji kaynaklarına ya da madenlere “yatırımcı” ve “yabancı ortak” kisvesiyle dadanırlar. Soğuk savaş döneminden sonra içeride ve dışarıda yani çevre coğrafyamızda kurulan "özel askerî şirketler"in başlı başına bir askeri üs derecesinde fonksiyon icra etmeye başladılar. Bunlar, bilhassa egemenlik hakları ve askeri kurumları iğdiş edilmiş ülkelerde darbelerden tutun askerî ve istihbarî tüm kayıt dışı faaliyetlerin odağındadırlar!

Hülasa,

Anlayacağınız, siyaset kurumunun sadece İncirlik Üssü üzerinden ABD ve NATO’ya rest çekmesinin ne "milli" ne de "sahici siyaset" açısından bir ederi yoktur!

Keza, ülkemizdeki 6 coğrafi bölgeye yayılmış 20’nin üzerindeki “tüm” ABD ve NATO üslerine,  ‘total’ bir rest çekilmedikç,e bu diplomatik ve askeri atarlanmaların hiçbir ciddiyeti ve karşılığı olmayacaktır!

Türkiye teknik olarak bu zamane “Truva Atları” askeri üslerin ‘tamamını’ ülke dışına çıkarabilir mi? Teknik olarak bu mümkün. Ama en kolayı ve işgörecek olanı bunların tamamının denetimini ve kullanımını "tamamen" TSK'ya devretmek... 1974 yılında Ecevit Hükümet'inin Kıbrı Harekâtı sonrası ABD ambargo ve yaptırımlarına tepki olarak yaptığı gibi... ABD buna dört yıl dayanabildi. 1978'de ABD senatosu ambargoyu kaldırmak zorunda kaldı!

Diyeceğim o ki, bu işler, “One Minute”, “Eyy ABD...” veya “Sen kimsin?” seviyesinde atarlanmalarla olmaz! Kısa vadeli taktik kazanımların ve iç politik hesapların çok ötesinde; ‘geri vitessiz’ bir şekilde ama azami tedbirli ve kararlı bir şekilde, her türlü bedeli ödemeye hazır hedeflemelerle ve cesur hamlelerle olur!

Bu üslerle alakalı tartışmaların göz dağı ve tehditlerin iç politik manevra alanını genişletmekten öte, radikal ve reel kararlara ve hamlelere dönüşüp dönüşüp dönüşmeyeceğini önümüzdeki günlerde göreceğiz!

Yarın bir gün onca restleşmenin ve atarlanmaların sonunda Dışişleri ve Cumhurbaşkanı sözcüsünün ağzından “Bekâra karı boşamak kolay” veya “diplomasi ile duygusallık arasındaki çizginin muhafaza edilmesi ve sağduyulu hareket edilmesi gerekir” gibi aforizmalar ve gerekçeler havada uçuşmaya başlarsa…

Siyasi iktidara yakın strateji uzmanlarının TV’lere çıkartılıp ağız birliği etmişçesine “maalesef şu anda ülke olarak elimizde ‘sağlam’ bir alternatif yok! Türkiye’nin NATO’dan çıktığı anda dış ticaretimizin %46'sını karşılayan AB ülkeleriyle tamamen koparız ve başta Kıbrıs olmak üzere  Ortadoğu’da ‘işgalci’ muamelesi görürüz. Türkiye şu an ameliyat masasında! İyileşmeye ve zaman kazanmaya ihtiyacı var. Bu süreçte ülkedeki üslerin tamamının kapatılmasının siyasi, ekonomik ve askeri ederi çok ağır olabilir” şeklindeki düşünceler kamuoyuna pompalanmaya başlarsa…

Kimse şaşırmasın!

Tıpkı; 16 Nisan Referandumu öncesi AB sürecine ve ülkelerine yapılan atarların, nümayişlerin ve çekilen diplomatik restlerin, referandum sonrası “bunları unutalım yeni bir sayfa açalım” moduna evirilmesine şaşırmadığımız gibi!

0
0
0
s2smodern