ABD'nin "Rezerv Alan Stratejisi" Resmileşti!

Putin-Erdoğan zirvesi sonrası kaleme aldığım bir önceki yazımda “Önce Astana'da, Sonra Antalya’da Türk, Rus ve ABD genelkurmay Başkanları toplantısında, nihayetinde Soçi’de yapılan Putin-Erdoğan zirvesinde; Türkiye’nin “küresel mutabakatla" Suriye’de 'sınırlandığı' ortaya çıkmaya başladı! Yakında gerçekleşecek olan Trump-Erdoğan zirvesinden sonra, Türkiye’nin Suriye'de ‘sınırlanmış’ ve ‘razı olmuş’ bu yeni konumu daha da netleşecektir.” Demiştim…

Trump-Erdoğan görüşmesi öncesi “daha da netleşecek” dediğim Türkiye’nin “küresel mutabakatla” Suriye’de “devre dışı” bırakılması hamlesinin ilk adımı önceki gün atıldı. ABD Görüşmeye bir hafta kala manası derin karar alarak, uzun bir zamandır planladığı Rakka operasyonunda kullanılmak üzere YPG öncülüğündeki Demokratik Suriye Güçleri’ne (DSG) ağır silahlar verme işini “resmen” onayladı.

Bu kararın; Türkiye Cumhuriyeti Devleti Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar, MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve Cumhurbaşkanlığı makamı sözcüsü İbrahim Kalın Amerika'da görüşmelerde bulunduğu sırada alınan bir karar olduğu da unutulmasın! Bu üst düzey kapasitenin oradaki varlığı ve temasları da refüze edilmiştir!

PKK ile YPG’yi aynı kefede tartan siyasi iktidarın, bu 'resmi' silah sevkiyatına tepki verip vermeyeceğini, verirse nasıl bir tepki vereceğini yakında göreceğiz… Gönül ister ki Cumhurhurbaşkanı Erdoğan önden yolladığı Genelkurmay Başkanını, MİT Müsteşarını ve sözcüsünü ivedilikle geri çağırıp ABD programını iptal etsin ama buda oldukça zor görünüyor.

Belki Soçi’de Putin ile yaptığı görüşme kötü geçmeseydi, Putin Erdoğan’ın iktidar kapasitesine olan güvensizliğini diplomatik teamüllerin aksine bu denli dışa vurmasaydı, PYD ve “Kürt Koridoru mimarisi” konusunda ABD ile 'derin' bir ittifak içinde olmasaydı ABD’ye restini çekebilirdi… Ama yinede ne olacağı belli olmaz! Eğer bir araya gelinirse merak edilen tablo ise Merkel-Trump görüşmesi sırasında ortaya çıkan “refüze” edici davranışlara benzer bir tablonun ortaya çıkıp çıkmayacağı... Böyle bir tablo ortaya çıkar mı?Yahut bu zirve daha farklı bir hamle mi gündeme oturur? Bu soruların cevabını o gün alacağız...

&

Hep diyorum ya, aynı delikten aynı yılanlara sokulup sonra da ah-vah etmenin hiç bir anlamı yok! Yapacağın tek bir şey var; o deliğe o ayağını dayamayacaksın! Irak'ın kuzeyinde 1991 yılından beri bu işler oluyor. Çekiç Güç'ün helikopterleri silah ve lojistik malzeme atıyordu PKK’ya. Tek fark dün ABD reddediyordu bunu, şimdi ise açıktan yapıyorlar.

Türkiye’nin Suriye politikasını sevk ve idare edenler; ortada koskoca Irak tecrübesi dururken, ‘Komşularımızın toprak bütünlüğü bizim stratejik önceliğimizdir’ ilkesini hiçe sayıp, Şam'da cuma namazı kılmak gibi emperyal hedefler belirleyeceğine bölgesel istikrarı korumak adına akıllı hareket etseydi ve “Dikkat et! Yine aynı deliğe ayağını dayıyorsun, yine aynı yılanlar seni ısıracak” şeklindeki ikazları kibirli ve istihzalı cümlelerle dışlamasaydı, şu anda Ortadoğu’da ki konumumuz çok daha farklı olurdu! En azından bu hataları kabul etseler bundan sonrası için olumlu bir gelişme olurdu... Lakin hâlâ ne hata kabul eden var, ne de sorumluluk alan!

&

Yaklaşık bir yıldır yazıyoruz, tekrar edelim: ABD tarafından Irak Suriye ve Türkiye üçgeninde devreye sokulan ‘Rezerv Alan Stratejisi’ mucibince, PKK ve türevleri tamamen ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı'na yani CENTCOM’a angaje edildi. PKK/YPG/PYD artık ‘direkt’ ABD tarafından sevk ve idare ediliyor!

ABD tarafından PKK/PYD/YPG'ye ağır silahlar verme işi daha önce 'operatif devlet modu'nda örtülü bir şekilde yapılıyordu. Trump'ın son hamlesi ve onayı ile bu destek artık resmîleşti. Bu durum, aynı zamanda örtülü bir şekilde yürütülen 'Rezerv Alan Stratejisi'ni de resmîleştirdi!

Tüm bunlar şu anlama geliyor: ABD’nin önündeki ajanda da hedef olarak Türkiye var! Şu andan itibaren, bizim PKK ile savaşımız dolaylı olarak ABD ile savaşmamız demek! Rusya bu şartlarda ABD ve bölgede ABD bayrağı dalgalandıran PKK/YPG ile savaşımıza girmez! Çünkü bu hamlenin bir çeşit dünya savaşının fitilini ateşleyebileceğini biliyor… Zaten Rusya'nın,  PKK ve ‘Fırat'ın doğusu"ndaki CENTCOM'un ihdas ettiği statü konusunda ABD ile "örtülü" bir şekilde mutabık!

Trump'ın bu 'resmi' silah sevkiyatı hamlesinin çok önemli başka bir anlamı daha vardır: İki hafta önce YPG’li teröristleri vurmayalım diye sınıra ABD asker gönderip teröristlere kalkan olan ABD, bu ‘resmi’ silah sevkiyatı sonrası Suriye ateşini Türkiye’ye kontrollü şekilde sıçratma işinin de ‘resmi’ startını vermiştir!

&

Malumunuz, savaşta en az iki karşı cephe lazımdır. ABD ve müttefikleri ilk cepheyi silahla beslerken, bakalım Türkiye’yi ve siyasi iktidarı ne/neler ile besleyecek?

Trump-Erdoğan görüşmesi öncesi, kötü bir sürprizle karşılaşmayalım diye önden ABD’ye gönderilen; Türkiye Cumhuriyeti Devleti Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar, MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve Cumhurbaşkanlığı makamı sözcüsü İbrahim Kalın bu sorunun cevabını ‘kısmen’ aldılar! Tamamını ise Trump-Erdoğan zirvesi sonrası süreçte rahatlıkla göreceğiz!

Hülasa

Şu anda Suriye orijinli tüm başımıza gelenlerin özeti şu:

Türkiye kendi “stratejik derinliğinde” boy vermeye çalışırken, boğulma tehlikesi geçiriyor! İnşallah ayaklarımız yere değer de bu badireden sağ-salim bir şekilde en az hasarla kurtuluruz!

 

0
0
0
s2smodern