‘Güvenli Bölge’ veya ‘Çatışmasız Bölge’ Tuzağı!

Hatırlarsınız; 1991 yılında Irak halkını korumak bahanesiyle Kuzey ve Güney Irak “Güvenli Bölge” ilan edilerek Irak güçlerinin buralara girişi yasaklanmış, Kuzeyde 36. Paralel güvenli bölge sınırı kabul edilmişti… Bu karardan sonra 17 Nisan 1991’de; ABD, Hollanda, İspanya, İtalya, İngiltere ve Fransa’ya ait güçler Kuzey Irak’ta konuşlanmıştı.

O zamanlar 'bir' koyup 'üç' almanın derdinde olan Özal hükümeti, bu ‘Güvenli Bölge’ olayını yegâne çözüm olarak kamuoyuna anlatırken hatta ABD’ye önerirken(!) birileri de ısrarla ‘burada müstakbel Kürdistan’ın temelleri atılıyor’ diye yırtınıyordu! Maalesef o vakit siyasi iktidar ve muhiti, bu ikazları üçüncü sınıf komplo teorisi olarak nitelendiriyor ve bu ikaz merkezlerini alaya alıyordu...

Gel zaman git zaman görüldü ki, Türk ve dünya kamuoyunun düz bir çizgi zannettiği 36. Paralel’in, aslında Kürt bölgelerini özenle güvenli bölgeye dâhil edilip, Türkmen bölgelerini de özenle güvenli bölge dışında bırakan bir projenin adıymış! Zamanla Türkmenlerin %80’inden fazla kısmı bu güvenli bölgenin dışında kaldı. Türkiye ile irtibatı kopartıldı, Irak yönetiminin ve ‘güvenli bölge’de ABD ve BM güçlerine sırtını dayayan Kürt grupların insafına terk edildi. Sonunda bu ‘güvenli bölge’ olarak adlandırılan kısım tamamen Kürtlerin egemenlik alanına girdi!

Aradan yıllar geçti… Bu kez, ‘Arap Baharı’ rüzgârlarının en sert estiği Suriye’de ‘bir koyup üç alma’ stratejileriyle motive edilen stratejik ortak, Erdoğan Hükümeti oldu! Ak Parti kapasitesi geçmişte yaşanan onca acı tecrübeleri ve ikazları elinin tersiyle iterek, ‘aynı delikten aynı yılanlara ısırılma’ sürecini başlattı!

En yakın zamanda Şam'a girip Emevi Camisi'nde namaz kılacağız…” fantezisiyle başlayan süreç 6 yıl sürdü… Netice de, Özal’ın sebep olduğu sürecin geldiği nokta ile Erdoğan’ın sebep olduğu sürecin geldiği noktada, yani ‘Üç Parça Kürdistan’ idealinin iki ayağını oluşturan Irak ve Suriye Kürdistanı mimarisinde buluştu!

&

Oyun ve oyun kurucular aynı olunca, stratejiler ve hamlelerde değişmiyor hâliyle... Gerçi daha önce onca alametini gördük ama en son Soçi’deki Putin-Erdoğan zirvesinde bu gerçek tescillendi:

Putin ise bu konuda şu ifadeleri kullandı: "Suriye krizi ancak siyasi yollarla çözülebilir. Fakat bu siyasi sürecin gelişmesi için ateşkesin, çatışmaların durdurulması gerekiyor. Önceliğimiz güvenli bölgeler ve çatışmasızlık bölgelerinin oluşturulması. Trump ile de görüştük. Amerikan hükümeti de bunu destekliyor. Askeri eylem gözlenmemesi halinde bu bölgede uçaklar uçmayacak. Terörist gruplarla mücadele ise devam edecek. Türkiye bu yeni formüle destek verecek!"

Erdoğan ise “Başından itibaren her yerde 'güvenli bölge' ifadesini kullandım. Ama şimdi bir de 'çatışmasızlık bölgesi' çıktı ki, bu bölge de İdlib bölgesi. Temenni ederim ki, bu çatışmasızlık bölgesi korunmaya devam eder. Bugün Sayın Başkan'la onu da yine harita üzerinde ayrıca müzakere ettik, görüştük…"

Bu ‘kuşdili’ ile sarf edilen beyanlar daha önce Irak’ta kurulan tuzağın aynısının Suriye’de de kurulmaya başladığının itirafıdır!

Anlayacağınız resmen 'dejavu' yaşadık!

Hülasa

Maalesef siyasi iktidar, 'zararın neresinden dönersen kârdır' hesabı, kötü giden Suriye politikasından 'düzgün' bir çıkış yapamadı. Son hamle giriştiği askerî gayretlerden de ciddi bir netice üretemedi.

Suriye’de ki bu iç savaş; Türkiye’ye düşmanlıklar, PKK/PYD/YPG türevine toprak, derinlik, nüfus ve küresel askerî ittifak üretti! Türkiye'nin Suriye sınırındaki ‘egemenlik hakları'nı ve güvenlik kapasitesini ciddi bir şekilde baskılattı!

Önce Astana'da, Sonra Antalya’da Türk, Rus ve ABD genelkurmay Başkanları toplantısında, nihayetinde Soçi’de yapılan Putin-Erdoğan zirvesinde; Türkiye’nin “küresel mutabakatla" Suriye’de 'sınırlandığı' ortaya çıkmaya başladı! Yakında gerçekleşecek olan Trump-Erdoğan zirvesinden sonra, Türkiye’nin Suriye'de ‘sınırlanmış’ ve ‘razı olmuş’ bu yeni konumu daha da netleşecektir. 

Peki, bundan sonra neler olur?

Aha buraya yazıyorum’ kıvamında iddialı öngörüler olacak ama biz bu filmin Irak sürümünü daha önce seyretmiştik! Maalesef Suriye’deki sürümü de ilki istikametinde malum finale doğru ilerleyecek:

Önce ABD'nin Suriye'de kuracağı 'güvenli bölge' veya 'çatışmasız bölge'nin, PYD/YPG kontrolündeki alanlardan oluşturulması işlemi süratle sürecek. Sonra söz konusu alanlarda oluşturulacak güvenli bölgelere uçuş yasağı getirilerek, PYD/YPG, Türkiye ve Suriye’ye karşı ‘tam korunma’ altına alınacak…

Bu bölgelerde Kürt kapasitesi lehine nüfus konsolidasyonu işlerine girişilecek. Bu anlamda ABD’nin sessiz sedasız Türkiye’nin G.Doğu Bölgesi’nde oluşturmaya çalıştığı ‘rezerv alanları’ ile Suriye’nin kuzeyinde karşılıklı olarak demografik sirkülasyon ve etkileşim artacak…

Türkiye'nin Suriye’nin kuzeyi ile uğraşmasına engel olmak için, içeride şiddet profilini arttıracak olan PKK ve türevleriyle meşgul edilecek…

Barzani "36. Paralel" bölgesinde oluşturulan ‘Kuzey Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nde nihayet bağımsızlığını ilan edecek!

"37. Paralel"de oluşturulacak olan PYD/YPG kontrolündeki alanları da içine alacak "güvenli bölge" veya "çatışmasız bölge" bundan böyle "Kuzey Suriye Kürt Bölgesel Yönetimi" adıyla anılacak…

Bugün sövülen Salih Müslim, tıpkı Mesut Barzani gibi, ileride siyasi iktidar ve iktisadî networkunun en muteber adamlarından biri olacak! Belki müstakbel Ak Parti kongrelerinden birine çağırılıp başından aşağıya konfetiler yağdırılacak!

Ha bir de tüm bunların yanında, sanırım 3-4 yıl sonra; “Eyy Putin! Ne istedin de vermedik?” nidâlarını sıkça duyacağız!

 

0
0
0
s2smodern