Kral Giydirildi, Devlet Çıplak Kaldı!

Üstü örtülenin akılcılığı ve inandırıcılığı ağır şüphelidir! Karanlığın tekniği, aydınlığın ahlâkı/etiği vardır! ‘Adalet’ ile olmayan her iş er ya da geç ama ‘mutlaka’ geri teper ve tersine döner!

1) Referandum öncesinde yazdığım yazılarda; zaten bilhassa 2014’ten beri, ülkenin sanki 18 maddelik anaysa değişiklik paketi yürürlükteymiş gibi ‘tek adam’ dinamizmiyle yönetildiğini ifade etmiş, bu sürecin ülkeyi getirdiği noktaya dikkat çekmiştim.

Her şey bir yana; bekâ faktörleri hiç olmadığı kadar tehdit edilen ve tehlike altına giren, üstüne üstlük üretmeyen ve vatandaş gibi çarkını borçla çeviren bir ülkede ‘sistem değişikliği’ temelli bir süreci işletmenin başlı başına ‘risk’ olduğunu yazmıştım…

17 Nisan sonuçları göstermiştir ki, siyasi iktidar ‘Dimyat’a pirince giderken eldeki bulgurdan da olacağı’ bir vetirenin fitilini ateşlemiştir! Önümüzdeki dönem, iktidarın bu risklerden kendi payına düşeni sanılandan ve hesap edilenden daha öte ve fazla alacağı bir dönem olacaktır.

Bu yüzden siyasi iktidar, seçim öncesinde umursamadığı, üstüne üstlük seçim sonuçlarına da yansımayan ‘toplumsal mutabakatı’ sağlamanın ne denli önemli olduğunu kabul edeceği bazı önemli gelişmelerle yüzleşebilir. Bu istikamette hem ‘mutabakat’ı sağlayabilmek adına, hem de ileride kendi aleyhine dönebilecek detaylarla alakalı anayasa değişiklik paketinin içeriğine dair yeni hamleler yapmak 'zorunda' kalacağını düşünüyorum.

2) Sonuçlara baktığımızda Cumhurbaşkanı’nın %51 ile elde ettiği kazanım bir başarı hikâyesi değildir. %50-%50 bölünmüş olan ülke, ateşten bir küre gibi Sayın Erdoğan’ın ellerinin arasında durmaktadır. Öte yandan ‘%60 sağ blok’ beklentisi çökmüştür.

Türkiye’nin yükünü ve kahrını çeken 3 mega şehir ile ülkenin siyasi ekonomik ve kültürel nabzının attığı 7 Büyükşehirde siyasi-sosyolojik etkenler devreye girmiş, 15 senelik tek başına iktidar moderasyonuna ve tarz-ı siyasetine karşı dişlerini göstermiştir.

Bu üç büyük il ve önemli büyükşehirlerdeki HAYIR kararı ‘nitelik’ ve ‘özgül ağırlık’ olarak anaysa değişiklik paketi temeli gelecek tasavvurunu iğdiş etmiş, %51’lik EVET oylarının moral üstünlüğünü de kadük bırakmıştır.

Bu sonuçlar Ak Parti içinde, eldeki çok önemli il-ilçe belediye desteklerinin yitirilebileceği konusundaki şüphe ve kaygıları ve dahî parti içi tartışma/çatışma alanlarını arttırmıştır.

3) Siyasi iktidar, HAYIR kararlarının net bir şekilde önde olduğu ve neticenin ‘devlet’ müdahalesi ile tersyüz edildiği ‘iddiaları’na açıklık getirmek zorundadır. Seçim akşamı ve sonrası süreçte 'haklı' ve ‘makul’ itiraz haklarını ve yollarını kapatan, doğrusu bu konuda karar verecek olan yargıcın kararına olan inancı kaybettiren bir iktidar görüntüsüyle töhmet altına girmiştir. Bu konunun 'dış' müdahaleye açık hâle gelmesi de itibar zedeleyicidir.

Maalesef siyasi iktidar ve tüm networkları bu iddialar arttıkça aşırı ve debdebeli Başkanlık gösterileriyle EVET’i konsolide etmeye çalışarak bu sorunu aşmaya çalışıyor. Lakin gelinen aşamada bu iş öyle zıvanadan çıkmıştır ki, aydın kisveli bazı müptezeller bile, referandumdaki HAYIR iradesinin devlet çıkarlarına uygun düşmediği iddiasını bir ‘sorunsal’ haline getirip tartışıp buradan rızâ ve meşrûiyet üretmeye çalışmaktadırlar… Bu tehlikeli bir durumdur.

4) Sürekli yazıyoruz ikaz ediyor ve diyoruz ki mevcut kutuplaşma ve keskin ayrışmanın hacmi ‘kritik’ eşiklere gelmiştir. Hatta başlı başına bir milli güvenlik sorunu olabilecek potansiyele yaklaşmaktadır.

Oysa Sayın Erdoğan’ın bu referandum neticesinden alması gereken mesaj şuydu: “Artık tek başına yetkili, her şeyden yegâne mesulsün; politikanda mütevazı, söyleminde temkinli, uygulamanda çok ama çok dikkatli ol”.

Buna rağmen, referandumun hemen akabinde ve ertesi günkü programlarında Binali Yıldırım ve hükümet kapasitesinin mutedil beyanlarına karşın, Sayın Erdoğan’ın ve kişisel politik networkunun referandum öncesinde kullandığı itham edici ve ötekileştirici politik dili hâlâ sürdürüyor olması endişe vericidir.

5) Malumunuz AKP ve Sayın Erdoğan’ın çekirdek kadrosu içindeki Kürtçü siyasete müzahir siyasal İslamcı kapasite, daha referandum propaganda sürecinde MHP ile işbirliğinden olan hoşnutsuzluğunu dışa vurmuştu. Zaten son hafta ortaya çıkan eyalet ve özerk idareler tartışmaları bu cepheleşmenin bir tezahürüydü. Önümüzdeki dönemde bu mücadelenin daha da artacağını parti içerisindeki kozmopolit İslamcı-Kürtçü potansiyelin, Binali Yıldırım kapasitesine de cephe alacağını düşünüyorum.

Bugün Ak Parti içerisindeki Kürtçü kadroların en büyük argümanı “Doğu ve Güneydoğu illerinde alınan EVET oy oranının artışının asıl sebebi, bölgede çalışan ve EVET’i desteklediğini söyleyen Barzanî’nin KDP Birlik İnisiyatifi faktörüdür” şeklinde öne çıkması manidardır.

2019’ a doğru Ak Parti’nin Kürt desteğini ve G. Doğudaki varlığını daha da arttırmak amacıyla ‘yüzeyden’ Hüda Par ile yakın dönem beklentilerim içinde olmasa da ‘derinden ve örtülü’ bir şekilde HDP/PKK’ya dönük müzakere zemini teşkil ettireceğini düşünüyorum. Ama mutlaka ve mutlaka yakın bir zamanda bağımsızlığını ilan edecek olan Barzani ve networku da bu sürece ‘direkt’ eklemlenecektir.

Âcizane benim 18 maddelik değişiklik paketine muhalif olmamın iki büyük sebebinden biri olan ve bu paketin içine özenle ‘gömülenmd. 104-106-123 varlığı, bundan sonra Kürt eksenli politikaları sahaya sürecek olan siyasi ve bürokratik kapasitenin elindeki en büyük pazarlık payı olacaktır!

6) Siyasi iktidarın gözü; PKK/YPG işbirliğindeki CENTCOM’da, Suriye’den sonra akışın Türkiye’ye nasıl yöneleceğindedir. Halkoylamasında G.Doğu’da evet/hayır yüzdeleri göstermiştir ki, azalma olsa da Kürt halkının PKK’ya karşı radikal bir mesafe koyduğu iddiaları ve çıkarımları zayıftır!

Siyasi iktidar, halkoylamasında ürettiği bu destekle, ABD-AB karşısında izlediği mevcut politika ve söylemini bundan sonra rahat sürdüremez. Beyaz Saray-Trump, CENTCOM yanına aldığı PKK/YPG ile birlikte, bundan sonra Türkiye’ye doğrudan ve sert bir şekilde yüklenerek hasmane askerî tutum ve uygulamalarını arttıracaktır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve iktidar kapasitesi ‘2019 yolunda’ gerek Batı başkentleriyle gerekse ABD ile arasını düzeltmek ve manevra alanını genişletmek adına, PKK ile tekrar müzakere masasına oturmak başta olmak üzere, Suriye ve Irak’ta ABD ile birlikte askerî işbirliği yapma konularını masaya yatırabilir!

 

 

0
0
0
s2smodern