Vur Trump Reyiz Vur!

ABD, Esad ve Rus hedeflerini vurdu. Ajanslara baktığımızda saldırıdan önce; Fransa’ya haber verilmiş, İngiltere’ye haber verilmiş, Almanya’ya haber verilmiş… Devlet başkanı Florida’da olan Çin'e bile haber verilmiş. Rusya’ya da haber verilmiş; yine basından okuduğumuza göre Rusya da hedef üssü boşaltması için Suriye’ye haber dahi vermiş!

Bu sabah net bir şekilde anlaşıldı ki, olan bitene bir tek şaşıran ama buna rağmen hemen ‘taraf’ olan ülke Türkiye oldu! Hem de, İsrail, Suud ve İngiltere’den hemen sonra…

Bu gelişmelerden sonra, ülkemizi yöneten siyasi ve bürokratik kapasite; peşi sıra, sanki operasyonun sahibi ülke edasıyla, canlı yayınlarla medya üzerinden sağa-sola istikamet vermeye başladı. Akabinde, bu zaman dek bu gibi durumlarda yaptığı en iyi şeyi yaptı: Anında Tabelayı Değiştirdi!

Anlayacağınız ülkeyi yöneten siyasi iktidar; akşam dost olduğuyla sabah düşman olma, akşam kardeşim dediğine sabah hain deme geleneğini yine bozmadı. Bu zincire yeni bir halka daha ekledi.

&

Siyasi iktidar tabanı, siyasal İslamcılar ve riyakâr muhafazakârlardan oluşan ‘tribün kitlesi’ boş durur mu? Sosyal medyadan hemen devreye girdi, lakin yine ayar tutturamadı!

Daha ne olduğu anlaşılmadan ve işin ucunun nereye varacağı kestirilmeden “vur Trump vur!” temposu eşliğinde, “Arap Baharı” rüzgarlarının sertçe estiği yıllarda sıkça gördüğümüz şekliyle sevinç nidaları atar oldu! Trump neredeyse bu kitlenin kahramanı oldu…

Yanlış anlamayın; bu kitlenin methiye düzdükleri kapasitenin adı: ABD!

Yani;
Resmi ağızlarda açıkça söylenmeye cesaret edilemese de, lakin ‘üst akıl’ kamuflajıyla; 12 Eylül’ün, 28 Şubat'ın ve15 Temmuz'un müsebbibi ülke olarak en üst perdeden suçlanan ABD!

Libya’dan Mısır’a, Irak’tan Yemen’e kadar; milyonlarca insanın kanını ve gözyaşını akıttıkları, özgürlüklerini ve mallarını ellerinden aldıkları için 24 saat beddua edilen ABD!

FETÖ yılanını koruyor diye küfredilen, PYD ve PKK’yı destekliyor diye öfkelenilen ve muhtemelen Zarrab, İran- Halk Bankası üçgeni suçlamasıyla 58 milyar dolar tazminat talebiyle ya da bunun karşılığında bazı ‘fedakârlık’ları yapmamız için yakında kapımıza dayanacak olan ABD!

Daha düne kadar ‘dostum Putin’ diyerek yaslanılan ve uğruna Türkiye’nin ve Erdoğan’ın önünü açacak diye analizler döktürülen ama dün itibariyle anında sattıkları Rusya’dan sonra ‘tekrar’ boynuna sarılılan ABD!

&

Gelinen aşamada en üzücü olan nokta şu: Türkiye tüm olan bitenleri ve bu mesajları, baştan öngördüğümüz gibi, yanlış okumaya başladı!

Ülkeyi yönetenler, son 9 aylık Suriye performansında, tercih ettikleri dengelere ve bu dengelere yaslanarak sarf ettikleri söylemlerine bakmadan, tekrar başa döneceğinin ve yine 'Esed takıntılı' dış politik stratejilere kaldığı yerden devam edeceğinin işaretini verdi.

Oysa âcizane ben “zararın neresinden dönülürse kârdır” hesabı, bu saatten sonra, mümkün oldukça dış kapının dış mandalı muamelesi görmeye başladığımız Suriye’nin dışında kalınması taraftarıydım… Buna rağmen:

Başarı’ diye sunulan son 9 aydaki Suriye’nin içinde sergilenen performansa neden olan en önemli etken Suriye-İran-Esad ekseni değil miydi?

Bu eksen ile olan dayanışma, uzun vadede Suriye’nin bölünmemesinin faktörü ve sıranın Türkiye'ye gelmesini geciktiren neden olarak gösterilmiyor muydu?

Hatta 100 bin kişilik 'düzenli' ordu kurmaya çalışan PKK’ya ve türevlerine karşı Suriye’de dar ve sınırlı da olsa bir manevra yapma imkânını sağlayan, yaslanılan bu eksenin avantajları değil miydi?

Bu saatten sonra; 'üç parça Kürdistan' projesinin moderatörlüğünü bağıra bağıra ilan eden, burnumuzun dibinde PK/PYD/Barzani/Peşmerge ve türevleri ile birlikte 'rezerv alan stratejileri' yürüten ve her türlü kirli isteklerle kapımıza dayanacak olan bir ABD ile dost olmamız mümkün mü?

Hülasa

Adalet ve Kalkınma Partisi'nin asıl ‘yumuşak karnı’nın sanıldığı gibi 'ekonomi' değil, ‘dış politika’ olduğu konusundaki ısrarım boşuna değil!

Kıssadan hisse; etine-buduna, içine-dışına bakmadan, çok fazla olaylara müdahale edip birine yanaşıp diğerine efelenmek ve atar yapmak yerine sürekli altına odun atılan ateşten mümkün oldukça uzak durmak ve tekrar fitili ateşlenen mülteci akınını sınırın öte yanında karşılamak için gayret sarf etmeli… Her hıyarım var diyenin peşine tuzlukla koşmamalı!

Çünkü ABD-Rusya-İsrail gibi güçlü ve oyun kurucu ülkelerin her müdahalesi, bizi Suriye konusunda daha pasif ve bu ülkelere mahkûm hâle getirecektir. Daha da kötüsü 'Suriye'den sonra sıra kimde?' sorusunun cevabı olarak kafaları Türkiye’ye çevirecektir!

Anlayacağınız bu son ABD hamlesi; kimin elinin kimin cebinde olduğu belli olmayan bu coğrafyada, kuralsız rekabetin hiç bir insanî ve vicdanî sınırı tanımayacağının ve işlerin daha da kötüye gideceğinin göstergesidir.

Türkiye'nin yaşanan bu son gelişmelere; “tek bir adamı ikna edersen, tüm Türkiye’yi ikna edebilirsin!” mucibince dizayn edilen bir sistem değişikliğinin oylanması öncesinde şahitlik etmesi de hayli manidardır!

Yani, teknik detay saçmalıklarını ve demagojileri bir tarafa bırakıp, önümüzdeki referandumda HAYIR demenin haklılığını ve önemini bugün Suriye'ye bakıp bir kez daha anlayın.

Ultra küreselcilerin; önce bize demokrasimizi kaybettirmelerine, sonra kaybettirdikleri şeyi geri getirmelerine, ardından bize de özgürlük getirmelerine müsaade etmeyelim.

Ne diyelim?

Allah sonumuzu hayreylesin!

 

0
0
0
s2smodern